<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568</atom:id><lastBuildDate>Sun, 29 Nov 2009 10:19:04 +0000</lastBuildDate><title>Saglik Merkezi</title><description>Genel Sağlık, Kadın Sağlığı, Erkek Sağlığı, Çocuk Sağlığı, Beslenme, Spor ve Sağlık, Çevre Sağlığı, Cinsel Sağlık, İlkyardım, Diş Sağlığı, Ruh Sağlığı</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (SLM525)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>256</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-827030017370244068</guid><pubDate>Thu, 26 Feb 2009 23:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-02-26T15:13:50.476-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>patates-cipsi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kanser</category><title>Patates Cipsi Kanser Yapiyor</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SaciHJ3QLaI/AAAAAAAADxw/3C-X0TPTpgQ/s1600-h/patates-cipsi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 190px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SaciHJ3QLaI/AAAAAAAADxw/3C-X0TPTpgQ/s320/patates-cipsi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307248192181513634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman dikkat! Çocukların çok sevdiği patates cipsi kanser yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süreli patates cipsi tüketiminin, kanserojen 'akrilamid' maddesinin kanda birikmesine neden olduğu bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, doğal beslenmenin, sağlığı korumanın en kolay ve ucuz yolu olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal beslenme konusunda kendilerini destekleyen son bir çalışmanın İsveç ve Polonyalı araştırmacılar tarafından yapıldığını ve 'American Journal of Clinical Nutrution' isimli çok saygın bir derginin 2009 Ocak sayısında yayınlandığını belirten Prof. Dr. Yılmaz, bu araştırmanın, patates cipsi gibi çok yaygın olarak tüketilen yiyeceklerin nasıl sağlığa zarar verdiğini gösterdiklerini ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacıların yetişkin 40 sağlıklı insana 4 hafta boyunca 160 gram patates cipsi yedirdiğini, bu miktar cipsin içinde 157 miligram akrilamid maddesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Akrilamid sık tüketilen birçok yiyecekte bulunan bir molekül olup en fazla kızarmış patates ve mısır gevreğinde bulunur. Dört hafta sonrasında araştırmaya katılanların kanlarında akrilamid birikimi olmuş, ayrıca iltihaplanmaya yol açan hs-CRP ,IL-6 ve oksijen radikallleri artmıştır. Ayrıca kanda iltihabi reaksiyonlara cevap olarak beyaz kan hücrelerinin aktivasyonu da artmıştır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Yılmaz, akrilamidin; yüksek ısıda besinlerde çıkan vücuda zararlı kimyasal bir madde olduğunu, yüksek ısıda protein ile şekerin kimyasal reaksiyona girip 'akrilamid'i doğurduğunu vurgulayarak, ''Bu madde plastik sanayiinde kullanılıyor. Sigarada kansere yol açtığı sanılan maddeler, arasında akrilamid de bulunuyor'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İltihabi reaksiyonların kalp krizi, kanser gibi birçok hastalığın sebeplerinin başında geldiğini, çocukların daha küçük yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme konusunda bilgilendirip onlara örnek olunması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Patates cipsi, kalp rahatsızlıkları, obezite ve kanser riskini artırıyor. Çocukların geleceğini karartıyor. Dünya Sağlık Örgütü ile Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu'na göre, bir yetişkinin günde en fazla 6 gram tuz alması, 65 gram yağ tüketmesi gerekiyor. Yani günde 2 paket cips yiyen bir çocuk, bu oranları fazlasıyla aşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm çocukların bayıldığı patates cipsi, aslında bu minik vücutlar için zehirden farksız. Dünya Sağlık Örgütü ile Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu'nun (FDA) verileri, günde 2 paket cips yiyen bir çocuğun, bir yetişkinin bile almaması gereken oranda yağ ve tuz tükettiğini gösteriyor. Bu iki kurumun uzmanlarına göre, günde ortalama 2000 bin kalori alan bir yetişkinin en fazla 65 gram yağ tüketmesi gerekiyor. Üstelik bu toplam yağ miktarının içinde, kalbe zararlı olan doymuş yağ oranının 20 gramı aşmaması gerekiyor. Sigara kadar tehlikeli olan trans yağların ise hiç tüketilmemesi gerekiyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de satılan patates cipslerinin üzerinde hangi oranda doymuş ve trans yağ kullanıldığı bilgisinin yer almadığını kaydeden Prof. Dr. yılmaz, şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ancak İngiliz Kalp Vakfı'nın (BHF) verilerine göre, 100 gramlık patates cipsindeki doymuş yağ oranı 10, trans yağ oranı ise 3 grama kadar çıkabiliyor. Tuz oranı da 3 grama kadar yükseliyor. Bir başka deyişle günde 100 gramlık iki paket cips yiyen bir çocuk, aslında bir yetişkin alması gereken yağ ve tuz oranını tüketmiş oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'deki California Üniversitesinin araştırmasına göre de, doymuş yağ tüketimi günlük 20 gramı aştığında obezite riski yüzde 80 ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski yüzde 60 yükseliyor. Trans yağ ise damarlarda tıkanmaya yol açarak kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskini 2 kat artırıyor. Patates cipsinin yağda kızartılması sırasında ortaya çıkan kanserojen ''akrilamid'' adlı maddenin kanda birikmesine neden olduğu artık biliniyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Yılmaz, aşırı patates cipsi tüketiminin dengesiz bir beslenme şekli olduğunu, çocukların kalsiyum ve proteine, vitamin minerallere ihtiyacı olduğunu belirterek, ''Her gün köfte, tavuk veya balık, süt veya ayran meyve ve sebze tüketilmeli. Çocuğa yasak koymak yerine yediklerini dengeli hale getirmeyi öğretmek önemli'' dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-827030017370244068?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2009/02/patates-cipsi-kanser-yapiyor.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SaciHJ3QLaI/AAAAAAAADxw/3C-X0TPTpgQ/s72-c/patates-cipsi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-6240020555791055236</guid><pubDate>Thu, 26 Feb 2009 23:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-02-26T15:11:00.687-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yoga</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>cinsel-islev</category><title>Cinsel Islev Yogasi</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SachdAlQFVI/AAAAAAAADxo/EZ8aHSVEC74/s1600-h/yoga-cinsel.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 190px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SachdAlQFVI/AAAAAAAADxo/EZ8aHSVEC74/s320/yoga-cinsel.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307247468135585106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücut ve ruhun harmonisini vurgulayan felsefi ve fiziksel bir yaşam tarzı olan yoganın hem bütünlük hem de disiplin anlamına gelen bir sanat olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; "Binlerce yıl önce, Hindistan'da ortaya çıkmış bir sistem olan yogayı hepimiz bir rahatlama meditasyonu olarak tanıdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoga; bizi meydana getiren fiziksel, ruhsal enerji ve akılsal vücudumuzu bir bütün olarak algılayarak disipline etmemize yarayan bir çalışmadır. Çünkü insanın sinirsel durumu zihin ile nefes arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Sinirlendikçe insanın nefesi hızlı ve düzensiz olmaya başar. İnsan rahat olduğunda nefesi sakinleşir. Böylece insanın sinirsel zihinsel durumu nefese yansımaktadır. Eğer insan doğru ve derin nefes alabilirse sinir sistemini, zihnini ve boşalmasını daha iyi kontrol edebilir." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel işlev yogası nedir?&lt;br /&gt;Yoganın kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayan enerji noktalarını uyardığını söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psk. Gülüm Bacanak; "Erken boşalan erkekler genellikle aceleci, telaşlı ve gergin olurlar. Bu nedenle yogayı ilk başta terapistin önermesiyle uygulamaya çalışan bu erkekler yogayı tanımaya başlayınca hayat tarzlarını değiştirmeye başlıyorlar. Daha huzurlu, daha yavaş, daha kontrollü oluyorlar. Cinsel işlev yogası, özü itibariyle yoganın temel özelliklerini taşımaktadır, ancak burada asıl amaç; erken boşalan kişinin stresini ve gerginliğini azaltmasına zemin hazırlamaktır. Çünkü yoga kişinin egosunu azaltmayı hedefler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca cinsel işlev yogası; cinsel yaşamlarına sağlıklı bir şekilde dönmekte&lt;br /&gt;zorlananlara yol gösterebilir, kişilerin verimliliklerini etkileyen anksiyete ve&lt;br /&gt;depresyon gibi psikolojik sorunlarını aşmalarına yardımcı olabilir. Cinsel işlev yogası yapanların, testosteron hormonlarının arttığı, streslerinin azaldığı, cinsel arzu ve isteklerinin arttığı artık bilinen bir gerçektir. Cinsel işlev yogası yapan kişiler, cinsel hayata dört elle sarılabilir, sosyal hayata daha kolay uyum sağlayabilir ve gereksiz streslerden uzak durarak mükemmel sonuçlar elde&lt;br /&gt;edebilirler." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefes kontrolü erken boşalmanın üstesinden gelmede oldukça etkilidir&lt;br /&gt;Doğru nefes alıp vermenin ve nefes kontrolünün erken boşalmanın üstesinden gelmede etkili olabileceğini söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; "Yoga yaparak kişi boşalma refleksi üzerinde denetim sağlamayı, daha iyi yaşamayı ve ruhsal dengesini kurmayı öğrenebilir. Yoga nefesini bilen ve uygulayan insan erken boşaldığı için kendine olan öfkesini azaltabilir, erken boşalacağım veya yine başaramayacağım korkularını kolaylıkla yenebilir, her zaman sakin ve dengeli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken boşalmanın üstesinden gelmeye çalışan bir erkek; aşk kaslarını alıştırmak için, bir çiçeği koklar gibi derin bir nefes almalı ve bir mumu üfler gibi nefes vermelidir. Nefes alırken vücudundaki kasları kasmalı, verirken gevşetmelidir. Kişi her nefes aldığında içinin neşeyle, mutlulukla, huzurla ve enerjiyle dolduğunu, her nefes verdiğinde ise içindeki sıkıntıların, endişelerin, korkuların bir kuş gibi uçup gittiğini hayal etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi derin nefes aldığında, makat, yumurtalık ve kasık bölgelerini kapsayan ve kontrol eden aşk kaslarını olabildiğince kasmalı, birkaç saniye nefesini tutmalı ve daha sonra yavaşça nefesini verirken aşk kaslarını tamamen gevşetmelidir. Bu süreçte mümkün olduğunca yavaş bir şekilde nefes alıp, vermelidir. Bu sayede aşk kaslarını gevşemeye programlayan ve nefesini kontrol etmeyi başaran bir erkek zamanla boşalmasını da kontrol etmeyi öğrenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca cinsel ilişki sırasında da aşk kaslarının gevşek olması çok ama çok önemlidir. Sevişme sırasında hazza ve aşk kaslarının gevşek olmasına yoğunlaşan bir erkek, zamanla cinsel ilişki sırasında da boşalma kontrolünü kalıcı bir hale getirmeyi başarabilir" dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-6240020555791055236?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2009/02/cinsel-islev-yogasi.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SachdAlQFVI/AAAAAAAADxo/EZ8aHSVEC74/s72-c/yoga-cinsel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-3819212287925287786</guid><pubDate>Thu, 26 Feb 2009 23:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-02-26T15:09:08.849-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>korunma-yollari</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>grip</category><title>Gribe Karsi Kalici Korunma Yolu</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SachDldySRI/AAAAAAAADxg/wFqi5ZrcZBw/s1600-h/grip.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 168px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SachDldySRI/AAAAAAAADxg/wFqi5ZrcZBw/s320/grip.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307247031359785234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Wayne A. Marasco, gribe karşı korunma yollarını açıkladı. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yeni bilimsel keşif, bir gün griple mücadelede aşının yanında her yıl değişmesi gerekmeyecek tedaviye umut ışığı yakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece kuş gribini değil, influenza virüslerinin yaklaşık yarısından fazlasını etkisiz hale getiren yeni antikorlar keşfettiklerini söyleyen Harvard Medikal Okulu'ndan Doç. Dr. Wayne A. Marasco, "Mevsimsel influenza virüsleri bizi kışın etkiliyor. Antikorlar influenza virüslerinin yeni bir kısmını tanıyor ve yeni bir mekanizmayla virüs etkisiz hale getiriyor. Bu nedenle bu gerçekten yeni bir hedef, mekanizma ve insan antikorları" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nature Structural and Molecular Biology dergisinde yayınlanan çalışmada, antikorların ilaç gibi kullanılabileceğini belirten Marasco, antikorlardan elde edilen ilaçlar kolon, göğüs ve lenfoma kanseri gibi hastalıkların tedavisinde yaygın yer kaplayacağını açıkladı. Yeni keşfedilen antikorlardan elde edilen ilaçlar diğer tedavilerin kombinasyonuyla kuş gribi ve mevsimsel influenzayı tamamen tedavi edebilir ya da önleyebilir ve bunun yanında uzun süreli grip aşısı geliştirmesi için yapılan çalışmalara yol gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marasco, bu grip antikorlarının tamamen insan antikor ilaçlarının içinde geliştirilebildiğini belirterek, bunların kliniklerde kullanılabileceğini söyledi. Marosco bu antikorların grip aşısının yerini alamayacağını belirterek, "Fakat bunlar bize aşı geliştirmek için yeni bir yaklaşım verdi. Eğer virüsün içindeki bölgeyi hedefleyen aşı geliştirilirse bu uzun süreli koruma sağlayabilir" dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-3819212287925287786?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2009/02/gribe-karsi-kalici-korunma-yolu.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SachDldySRI/AAAAAAAADxg/wFqi5ZrcZBw/s72-c/grip.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-8340151607438381177</guid><pubDate>Thu, 19 Feb 2009 08:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-02-19T00:21:08.758-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>saglik-merkezi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>stres</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>ruh-sagligi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>genel-saglik</category><title>Stresle Basa Cikma Yontemleri</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SZ0WCtjV9nI/AAAAAAAADvw/hbxFlYe4iiA/s1600-h/stres.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SZ0WCtjV9nI/AAAAAAAADvw/hbxFlYe4iiA/s320/stres.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304420171955697266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolog Göksu Göktaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kişinin ruh haliyle ilgili olan stresin, kontrol edilmediğinde birçok biyolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirdiğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktaş, yaşamın neredeyse her anının stresle karşı karşıya geçtiğini belirterek, ''sabah asansör bozuksa, trafik kötüyse, iş yerinde herkes gerginse, borçlar birikiyorsa, çocukların istekleri bitmek bilmiyorsa... Bu listeyi sonsuza kadar uzatabilirsiniz, ama bu, strese mahkum yaşayacağımız anlamına gelmez'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok kişinin strese mahkum olmamak için her konuda olumlu şeyler düşünmeye çalıştığını, ancak olumlu düşünerek stresi yok etmenin mümkün olmadığını belirten Göktaş, şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Olumlu düşünme, boşa gösterilen bir çaba olarak kalacaktır, ama kontrol altına alabiliriz. Stresle baş etme yöntemleri herkes tarafından uygulanması zor ve 'nerede bende o şans' dedirtecek kadar imkansız görünüyor, oysa, o kadar zor değil.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktaş, maça giden erkeklerin evlerine döndüklerinde her zamankinden daha rahat göründüklerinin aile fertleri tarafından fark edilebildiğine dikkati çekerek, ''Bunun nedeni maç sırasında bağırıp, bir süreliğine de olsa sorunlardan uzaklaşmadır. Bu nedenle, çevrenizde kimsenin olmadığına emin olduğunuzda kendi kendinize konuşun, bağırın, şarkı söyleyin. Kendi kendine konuşmak hakkındaki olumsuz yargıları da bir tarafa bırakın. Sizin ruh sağlığınız başkalarının ne düşüneceğinden daha önemlidir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parkta oturmayı da stres atma yöntemi olarak gösteren Göktaş, ''bir parkta oturup kuşları, çocukları, bekçileri, köpekleri izlemenin, sadece 15 dakika beyni bu doğal akışa bırakmanın gergin vücudun ve dolu zihnin rahatlamasını sağlayacağını'' ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-BİRKAÇ DAKİKADA RAHATLAMA TEKNİĞİ-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktaş, evde strese girildiğinde komik bir şarkı söylemenin, hatta komik hareketler yapmanın, zorla da olsa gülmek ve çocuk ruhunu yakalamanın birkaç dakika içinde kişiyi rahatlatacağını bildirerek, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Zaman zaman fiziksel bir yük hissederiz. İçinizden bir şeyler devirmek, fırlatmak gelir. Bu gerçekten o anki bir ihtiyaçsa birkaç yastık yumruklayabilir, yerinizde hızlı koşma hareketi yapabilir, havaya tekmeler savurabilirsiniz. Bunları yalnız bir ortamda yapmak daha doğal olmanızı ve rahatlamanızı sağlar.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktaş, stresi kontrol altına almada sporun gücüne de dikkati çekerek, ''araştırmalar sürekli yapılan sporun stresi kontrol altına almadaki etkisini kanıtladı. Örneğin yürüyüş, yüzme, koşu ve tenis. Kendinizi yorgun hissetseniz bile spor yapmanız, akşam eve huzur içinde dönmenizi sağlayacaktır'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolog Göktaş, bu önerilerin bazı kişilere komik gelebileceğini belirterek, ''komik olduğunu düşünmeyin, mutlak uygulayın. Stresi kontrol altına aldığınızda komik bulduğunuz bu önlemleri yaşam tarzınız haline getireceğinizden emin olun'' diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-8340151607438381177?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2009/02/stresle-basa-cikma-yontemleri.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SZ0WCtjV9nI/AAAAAAAADvw/hbxFlYe4iiA/s72-c/stres.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-7915425783019486289</guid><pubDate>Thu, 19 Feb 2009 08:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-02-19T00:17:44.814-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>uyku-suresi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>uyku</category><title>Gunde Kac Saat Uyumaliyiz?</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SZ0VjqMp8EI/AAAAAAAADvo/RORT408hfbw/s1600-h/uyku.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SZ0VjqMp8EI/AAAAAAAADvo/RORT408hfbw/s320/uyku.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304419638479286338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlara göre birçok erişkin günde ortalama 6- 8 saat uykuya ihtiyaç duyar. Bazı kişilerde bu rakam 12 saate yükselirken, bazı kişilerde ise 4 saate kadar inebilir. Yeni doğmuş bir bebek ise günde 16 saat uyur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Ferda Korkmaz, iyi bir uykunun kişinin sağlıklı bir yaşam için çok önemli olduğunu kaydetti. Korkmaz'a göre kişi, uyanık olduğu her iki saat için bir saatlik uykuya ihtiyaç duyuyor. Yaş ilerledikçe bu oran değişiyor ve uyanık kalınan her iki saat için 45 dakikalık uyku gerekiyor. Başka bir deyişle, gün boyunca uyanık kalınan her saat için 'uyku borcu' biriktiriliyor. On altı saatlik bir günün sonunda, genç bir insanın 'uyku bankasına' borcu sekiz saate ulaşıyor. Buna karşılık yaşlı bir kişinin uyku borcu sadece yaklaşık altı saat düzeyinde bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde yeterince uyunması gerektiğini kaydeden Korkmaz, geç saatlere kadar uykusuz kalmanın belli bir süre sonra kişide bellek sorunlarının yaşanmasına yol açabileceğini söylüyor. Korkmaz, uyku için yeterli zaman ayrılmadığı taktirde kişide düşünme ile ilgili sorunlar çıkabileceğini belirterek şu urılarda bulunuyor: "Uykusuzluk bellek ile ilgili ve karar verme süreçlerinde sorunlar yaşanmasına sebep olabilir. Uykusuzluk dışında birtakım uyku rahatsızlıkları da uykuda solunum bozuklukları, kan oksijen düzeyindeki değişikliklere sebep olarak ciddi bilişsel ve bedensel bozulmalara neden oluyor. Bunlar arasında kalp, akciğer ve hormonal hastalıklar yer alıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku süresinin yaşla birlikte değişmekle birlikte, herkesin uyku süresinin kendine has olduğunun altını çizen Korkmaz şu bilgileri veriyor: "Bunu değiştirebilmek pek mümkün değildir. Bazı kişiler günde 12 saat, bazı kişiler ise 4 saat uykuya ihtiyaç duyarlar. Ancak toplumda bir çok erişkinin ortalama uyku süresi 6- 8 saattir. Yaşla birlikte hem uyku süresinde hem de uyku mimarisinde değişiklikler olur. İnsanlar yaşlandıkça, toplam uyku süresinde ve rüyayla alakalı uyku evresinde geçen sürede bir düşüş başlar. Yeni doğmuş bir bebek ise günde 16 saat uyur."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-7915425783019486289?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2009/02/gunde-kac-saat-uyumaliyiz.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SZ0VjqMp8EI/AAAAAAAADvo/RORT408hfbw/s72-c/uyku.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-677625993529793976</guid><pubDate>Wed, 19 Nov 2008 12:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-19T04:15:01.402-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>bronsit</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beyin sagligi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kalp hastaliklari</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>genel saglik</category><title>Bronşit Deyip Gecmeyin</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSQDCrqESsI/AAAAAAAACoE/CWPdkRCbrLE/s1600-h/bronsit.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 175px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSQDCrqESsI/AAAAAAAACoE/CWPdkRCbrLE/s400/bronsit.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270340808544111298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsellikten kalbe, beyinden damarlara kadar uzanan büyük hastalık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, halk arasında kronik bronşit ve amfizem diye bilinen KOAH’ın, dünyada 600 milyon insanda rastlanan hastalık olduğunu Türkiye’de de 4 milyon KOAH’lı olduğunu belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükusta, dünyada en çok ölüme neden olan hastalıklar içinde 4. sırada yer alan KOAH’la ilgili bilinmeyenleri anlattı.KOAH ‘Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’ kelimelerinden türetilmiş bir terimdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bronşlarda kronik iltihapla beraber geriye dönüşü olmayan daralma ve akciğer dokusunda harabiyet, yani amfizem de vardır. Bir başka deyişle, KOAH nefes darlığına yol açan kronik bronşit ve amfizemin birlikte bulunduğu bir hastalıktır. KOAH aslında önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber, tıpkı diyabet veya ateroskleroz, yani damar sertliği gibi tamamen iyileşmesi mümkün değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERKEK HASTALIĞIYDI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOAH’ın başta gelen nedeni sigara tiryakiliğidir. Buna, daha doğrusu tütün içilmesi demek gerekir, çünkü tütünün sadece sigara olarak içilmesi değil, puro, pipo veya nargile... şeklinde kullanılması da KOAH için risk yaratır. Sigara dumanına pasif olarak maruz kalanlar, yani kendileri sigara içmedikleri halde dumanaltı olanlar da KOAH tehdidi altındadırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın yıllara kadar KOAH bir erkek hastalığı olarak bilinirdi. Çünkü geçmişte kadınlar erkekler kadar çok sigara içmiyorlardı. Sigara tiryakiliğinin kadınlar arasında bir salgın gibi yayılmasıyla KOAH’lı hanımların sayısı da her geçen gün katlanarak artmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUTLAKA BIRAKIN! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOAH’ ın önlenmesinde en önemli unsur sigara ile savaşılmasıdır. Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde kapalı alanlarda, hatta bazı ülkelerde açık alanlarda bile sigara içilmesi yasaklanmıştır. Bu, hem içmeyenlerin sigara dumanından rahatsız olmamaları ve hem de özellikle de gençlerin sigara içmeye özenmemesi bakımından çok yerinde bir uygulamadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içen KOAH’lıların sigarayı mutlaka bırakması gerekir. Bu sayede, hastalığın ilerleme hızı yavaşlatılmış olur, ama bronşlarda meydana gelen bozuklukların ve akciğer fonksiyonlarındaki kayıpların tamamen düzelmesi mümkün değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KALİTEYİ BOZUYOR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOAH yaşam kalitesini bozan hastalıktır. Hastalığın ileri evrelerinde, değil merdiven çıkmak, yol yürümek, ev içinde odadan odaya geçmek, giyinmek, soyunmak, tıraş olmak, banyo yapmak gibi hareketler hastayı nefes nefese bırakır. Birçok hasta yatağa bağımlı hale gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİNSELLİĞİ ETKİLİYOR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda KOAH’ın sadece akciğerleri ilgilendiren bir hastalık olmadığı, kas zayıflığı, kilo kaybı, kalp, damar hastalıkları, hipertansiyon, depresyon, beyin faaliyetlerinde azalma, seksüel fonksiyonlarda azalma, diyabet gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı da biliniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOK DA PAHALI BiR HASTALIKTIR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkımız, bu hastalık için ‘öldürmez, ama süründürür’ şeklinde son derece doğru bir tanımlama yapar. Gerçekten de, KOAH ani ölümlere neden olan bir hastalık değildir. ‘Ölsem de şu dertten kurtulsam’ sözlerini pek çok hastamdan duyduğumu söylemek isterim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOAH, pahalı bir hastalıktır da aynı zamanda. Birçok hastanın sürekli ilaç ve oksijen kullanması, bazılarının yılda birkaç kere hastanede yatarak tedavi görmeleri gerekir. Tıbbi tedaviye olumlu cevap vermeyen hastalarda ‘yardımcı solunum aletleri’nden de yararlanılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-677625993529793976?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/11/bronit-deyip-gecmeyin.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSQDCrqESsI/AAAAAAAACoE/CWPdkRCbrLE/s72-c/bronsit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-1423942390129874873</guid><pubDate>Wed, 19 Nov 2008 11:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-19T04:11:59.049-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>mevsimsel depresyon</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Virginia Üniversitesi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>genel saglik</category><title>Mevsimsel Depresyona Dikkat</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSQCdhh3zMI/AAAAAAAACn8/kR2svjKkSyM/s1600-h/depresyon.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 175px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSQCdhh3zMI/AAAAAAAACn8/kR2svjKkSyM/s400/depresyon.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270340170170223810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi, mevsime ve havaya bağlı olarak depresyona girebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözdeki bir gen mutasyonunun mevsimsel afektif bozukluk olgularının bir kısmından sorumlu olabileceği ortaya çıktı. Araştırmaya göre, günler kısaldıkça Amerikalıların yüzde 6'sı kış depresyonuna teslim oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baharla birlikte kayboluyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"MAB" (mevsimsel afektif bozukluk) her sene sonbahar aylarında nükseden bir majör depresyon türü. Gün ışığı eksikliğine bağlı olarak tetiklenen durum, "Baharla birlikte kayboluyor" ortadan kayboluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parlak ışık deneyi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virginia Üniversitesi'nden öncü araştırmacı Ignacio Provencio, MAB tedavisinde genellikle günde iki saat süreyle ışık tedavisi (fototerapi) uygulandığını belirterek, "Hastaları parlak ışığa maruz bırakmak gerçekten bazı semptomları ortadan kaldırıyor ve onların kışın da normal işlevselliklerini sürdürmelerine izin veriyor." dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-1423942390129874873?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/11/mevsimsel-depresyona-dikkat.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSQCdhh3zMI/AAAAAAAACn8/kR2svjKkSyM/s72-c/depresyon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-4515881632037672073</guid><pubDate>Wed, 19 Nov 2008 11:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-19T03:58:57.173-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sigara tiryakisi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>brokoli</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>genel saglik</category><title>Sigara Tiryakileri Brokoli Yiyin</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSP_YZA0BMI/AAAAAAAACn0/q9Xl9kl7q4Y/s1600-h/brokoli.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 190px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSP_YZA0BMI/AAAAAAAACn0/q9Xl9kl7q4Y/s400/brokoli.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270336783449851074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigaradan kaynaklanan kanser tehditine karşı en iyi savunma ilacı bu sebzede. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brokoli ve benzeri sebzelerin, sigara tiryakilerinin ve sigarayı bırakmış kişilerin akciğer kanserine yakalanma riskini azaltabileceği bildirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'deki Roswell Park Kanser Enstitüsü'nden Li Tang ve ekibinin sigara içenler ve sigara kullanıp bırakmış kişiler üzerinde yapılan araştırma, krusifer grubundan lahana, karnabahar, brüksel lahanası ve brokoliyi özellikle çiğ tüketenlerin akciğer kanserine yakalanma riskinin, tüketilen bu sebzelerin miktarı ve günde içilen sigara sayısına göre yüzde 20 ila 55 azaldığını gösterdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebzelerin koruyucu etkileri konusunda yapılan en kapsamlı araştırmanın başındaki Li, brokolinin bir ilaç olmadığını ancak sigarayı bırakamayan ya da kanser riskini azaltmak için hiçbir şey yapmayan kişiler için olumlu bir etkisi olduğunu belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇİĞ OLARAK YİYİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimadamları, tiryakilerin akciğer kanserine yakalanma riskini azaltmalarının bu sebzeleri çiğ tüketmelerine bağlı olduğuna dikkati çektiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak sebze ve meyve tüketmenin akciğer kanserine yakalanma riskini kesin olarak azalttığına ilişkin bir sonuç alınamadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma, Amerikan Kanser Araştırma Derneği'nin Washington'da düzenlenen 7. konferansında sunuldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-4515881632037672073?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/11/sigara-tiryakileri-brokoli-yiyin.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSP_YZA0BMI/AAAAAAAACn0/q9Xl9kl7q4Y/s72-c/brokoli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-748207204606696815</guid><pubDate>Wed, 19 Nov 2008 11:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-19T03:52:13.613-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>zararli ilaclar</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kanser ilaci</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>genel saglik</category><title>Bu Ilac Pihti Yapiyor</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSP95FE6AhI/AAAAAAAACns/_3BH5PjgJHU/s1600-h/ilac.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 190px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSP95FE6AhI/AAAAAAAACns/_3BH5PjgJHU/s400/ilac.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270335146010739218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaygın olarak kullanılan kanser ilacının damarlarda pıhtı yaptığı ortaya çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'de yapılan çalışmalarda, yaygın olarak kullanılan kanser ilacı Avastin'in kemoterapiye eklendiğinde damarlarda pıhtı oluşma riskini arttırdığı belirlendi ancak bu sonucun, hastaları ilacı almaktan vazgeçirmemesi gerektiği açıklandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmayla ilgili bir makale, ''Journal of the American Medical Association'' adlı bilimsel yayında yayımlandı. Çalışma, 15 klinikte, 8.000 hasta ile yapıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmaya katılan bilim adamlarından olan, New York'taki Stony Brook Üniversitesi Kanser Merkezi'nden Dr. Shenhong Wu, ''çalışma, hastaların kemoterapi almaları sırasında Avastin'in ciddi bir risk yarattığını ortaya koydu'' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wu, ''kemoterapi alan 100 hastadan yaklaşık 10'unda pıhtı oluşuyor. Kemoterapiye Avastin de eklendiğinde, pıhtı olan hasta sayısı 13'e çıkıyor'' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wu, bu ilacın, zaten var olan bu sorunu arttırma riski olduğunu belirlediklerini kaydederek, hastaların buna rağmen ilacı kullanmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini, bunun yerine doktorların ve hastaların pıhtılaşma sorununu iyi bir biçimde izlemelerinin yeterli olacağını belirtti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-748207204606696815?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/11/bu-ilac-pihti-yapiyor.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SSP95FE6AhI/AAAAAAAACns/_3BH5PjgJHU/s72-c/ilac.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-6555033258834276019</guid><pubDate>Wed, 08 Oct 2008 14:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-08T08:01:37.611-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>saglikli besinler</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beyin sagligi</category><title>Ceviz Beynin Dostu</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzLLT2YYII/AAAAAAAACfw/dromqWEWbSA/s1600-h/ceviz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzLLT2YYII/AAAAAAAACfw/dromqWEWbSA/s400/ceviz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254798260401889410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışındaki yeşil kabuğu kafa derisini, sert kabuğu kafatasını, içindeki zar beyin zarını, meyvesi ise beynin fizyolojik yapısını andıran ceviz, kimyasal içeriğiyle beyin sağlığını da koruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda, yüksek kesimlerdeki ormanlık alanların ağaçlandırmasında en yaygın meyve türü olarak değerlendirilen ceviz, yaş olarak kilosu 12-15 YTL arasında değişen fiyatlarla alıcı bulurken, uzmanlar da sağlık açısından önemine dikkati çekerek, tüketimini öneriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi diyetisyeni Özgen Arı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''cevizin fizyolojik yapısının benzerliğinin yanı sıra içeriğindeki vitaminlerle de beyin dostu olduğunu'' bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevizin, dışındaki yeşil kabuğu ile kafa derisini, sert kabuğu ile kafatasını, içindeki ince zar ile beyin zarını, meyvesi ile de beynin şeklini adeta birebir yansıttığını belirten Arı, ''Bu benzerliğin yanı sıra sağlık açısından da ceviz tam bir beyin dostu'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şekli ile beynin küçültülmüş bir modeli olan cevizin Omega 3, Omega 6, A, B ve E vitaminleri ile lif yönünden zengin olmasının yanı sıra, beyin için gerekli gümüş iyonlarını da içerdiğini ifade eden Arı, ''Antibakteriyel özelliği olan gümüş iyonları beyin sağlığının koruyucusudur. Ceviz, beynin ihtiyacı olan gümüş iyonlarını içeren tek meyve'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevizin beyin sağlığına olumlu katkı sağlamasının yanı sıra kalp ve kolesterol için de vazgeçilmez bir meyve olduğunu belirten Arı, ''Ceviz sadece ileri yaştaki bireyler için değil gelişme çağındaki çocuklar için de tüketimi gerekli bir meyve. Cevizi, zihin açıcı, dikkat toplayıcı özelliği nedeniyle ÖSS ve SBS gibi sınavlara giren öğrencilere hararetle öneriyoruz'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Cevizin kan kolesterolünü düşürücü etkisinin de bilimsel olarak kanıtlandığına dikkati çeken Arı, cevizin enerji içeriğinin oldukça yüksek olması nedeniyle günde 30-45 gramdan fazla tüketilmesini  önermediklerini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-CEVİZ LEKESİ NASIL ÇIKAR?-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde hasat mevsimi olması nedeniyle tezgahlarda yerini alan taze cevizde tek sorunun yeşil kabuğunun yağlı boya gibi ele yapışması olduğunu anlatan Arı, ''Cevizin bıraktığı yeşil leke kolay kolay elden çıkmaz. Ancak, elleri iki dakika kadar sirkeye batırıp bir pamukla ovduktan sonra soğuk suyla yıkamak lekelerin giderilmesine katkı sağlayacaktır'' diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-6555033258834276019?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/10/ceviz-beynin-dostu.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzLLT2YYII/AAAAAAAACfw/dromqWEWbSA/s72-c/ceviz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-4000318476830084945</guid><pubDate>Wed, 08 Oct 2008 14:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-08T07:53:39.640-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sezaryen</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kadin sagligi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hamilelik</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>dogum</category><title>Sezaryenle Dogumda Patlama</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzJVFKtViI/AAAAAAAACfo/eqWFj6uX1fA/s1600-h/sezaryen.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzJVFKtViI/AAAAAAAACfo/eqWFj6uX1fA/s400/sezaryen.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254796229236053538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı, Türkiye'nin aralarında bulunduğu birçok ülkede sezaryenle doğum oranlarında artış olduğunun belirlendiğini açıkladı. Bakanlık olması gereken oranı da açıkladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürlüğü Kadın Sağlığı ve Aile Planlaması Daire Başkanı Dr. Rukiye Gül, geçen yıl hastanelere kayıtlı 1 milyon 126 bin canlı doğum yapıldığını, bu rakamın yüzde 42,5'inin sezaryen, yüzde 57,5'inin normal doğum olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin aralarında bulunduğu birçok ülkede sezaryenle doğum oranlarında artış olduğunun belirlendiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezaryenin ilk başlarda anne adayının hayatını kurtarmak için ''umutsuz'' yapılan bir ameliyat, sonralarında bebeğin yaşamını kurtaracak ''düşük riskli bir operasyon olduğunu ifade eden Gül, şimdilerde ise tıbbi zorunluluğun dışında ''anne adayının istediği ve hekimin hayatını kolaylaştıran bir tercih'' olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal doğumun doğal ve fizyolojik bir süreç, sezaryenin ise gerektiğinde kullanılması gereken bir ameliyat olduğunu ifade eden Gül, normal doğumdan hemen sonra bebek ile doğrudan tensel ve duygusal iletişim mümkünken, sezaryende bu ilişkinin ertelendiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül, annenin normal doğumdan sonra daha kısa sürede iyileştiği için günlük yaşama geçişinin çok hızlı olduğunu, sezaryenden sonra bu sürecin daha fazla zaman aldığını; normal doğumda annenin kanama, enfeksiyon, organ ve doku hasarı, pıhtı oluşumu riskinin sezaryene göre daha düşük ve ekonomik açıdan daha uygun olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezaryenin 1960'larda doğum kanalının dar ya da plesantanın yerleşim yerinin uygun olmaması gibi nedenlerle uygulandığını anlatan Rukiye Gül, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Annenin doğum sürecinde çektiği ağrılı döneme ilişkin korku ve endişe sezaryen isteğini artırmaktadır. Bu nedenle özellikle gebelik dönemi izlemlerinde kadının bu endişelerini gidermeye yönelik danışmanlık yapılmalı, gerekirse profesyonel yardım alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrısız doğum olarak bilinen epidural anestezi ile yapılan doğumları artırmak amacıyla uygulamanın yaygınlaştırılmasına yönelik programlar düzenlenmelidir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''ORANI YÜZDE 25'LERE İNDİRMEK İSTİYORUZ''-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül, tüm doğumlar arasındaki sezaryen oranlarının İngiltere'de 1990'da yüzde 11,2, 2005'te yüzde 14,1 ve 2002'de yüzde 21,6, Fransa'da 1990'da yüzde 13,9, 1995'te yüzde 14,9 ve 2003'te yüzde 18,7, Almanya'da 1990'da yüzde 15,7, 1995'te yüzde 17,2, 2003'te yüzde 24,8, ABD'de 2002'de yüzde 21, 2003'te yüzde 27,6 ve 2006'ta yüzde 31 olarak belirlendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa ülkelerinde olduğu gibi son 10 yıl içinde Türkiye'deki doğumlarda da sezaryen oranlarının ciddi artış gösterdiğini dile getiren Gül, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Her 5 yılda bir yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verilerine göre, 1998 yılında tüm doğumlar arasındaki sezaryen oranı yüzde 14, 2003'te yüzde 21,4 iken Sağlık Bakanlığı verilerine göre hastane doğumları arasındaki sezaryen oranı 2005'te yüzde 40,7, 2006'da 40,3 ve 2007'de yüzde 42,5'tir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllara göre sağlık kuruluşunda doğum oranları ise 1993'te yüzde 59,6, 1998'te yüzde 72,5 ve 2003'te yüzde 78'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine 1993'te yapılan doğumların yüzde 75,9'u, 1998'deki doğumların yüzde 80,6'sı ve 2003'teki doğumların yüzde 83'ü sağlık personeli yardımıyla gerçekleştirilmiştir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül, devlet hastanelerinde yapılan doğumların yüzde 36,4'ünün, özel hastanedekilerin yüzde 59'unun ve üniversite hastanelerindekilerin yüzde 56'sının sezaryenle yapıldığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü'nün, tüm doğumlar içinde sezaryen oranı yüzde 5-15 olarak belirlediğini dile getiren Rukiye Gül, ''Sağlık Bakanlığı olarak şu an yüzde 42,5 olan sezaryen oranını yüzde 25'lere indirmek istiyoruz. 2007 verilerine göre, 81 ilin 40'ında sezaryenle doğum oranlarının Türkiye ortalamasının üstünde olduğunu tespit ettik'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''DOĞUM VE SEZARYEN PROGRAMI BAŞLATILDI''- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül, her yıl sezaryen oranlarında artış görülmesinin tespit edilmesi üzerine Sağlık Bakanlığınca geçen yıl ''Doğum ve Sezaryen Programı'' başlattıklarını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Her gebeye normal doğum şansı'' sloganıyla hareket ettiklerini belirten Gül, Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastaneleri ve çeşitli üniversitelerdeki öğretim üyeleriyle uzman dernek yöneticilerinin temsilcilerinin aralarında bulunduğu bir Bilimsel Kurul oluşturarak ''Doğum Eylemi Yönetim Rehberi'' hazırladıklarını ve 81 ilde uygulanması için genelge yayımlandıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İllerde sezaryen ve normal doğuma yönelik eğitici çalışmalar ve durum değerlendirmesi yaptıklarını ifade eden Rukiye Gül, Sağlık Bakanlığı olarak tıbbi zorunluluk dışında sezaryen yapılmasını önermediklerini, anne bebek sağlığı açısından normal doğumun desteklenmesini amaçladıklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-SAĞLIKTA PERFORMANS VE KALİTE YÖNERGESİ-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı, yapılan tespitler üzerine harekete geçerek 1 Eylülde yürürlüğe giren Sağlıkta Performans ve Kalite Yönergesi'nde sezaryen oranlarını da kurumsal performans kriterleri arasına koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre, hastanede gerçekleştirilen sezaryenle doğum oranları hastanenin performansında gösterge olarak kabul edilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezaryen oranlarını düşürmek ve normal doğuma yönlendirmek amacıyla belirlenen bu kritere göre, eğitim hastanelerindeki sezaryenle doğum oranının yüzde 20'yi, diğer hastanelerde ise yüzde 15'i geçmemesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı Performans Yönetimi ve Kalite Geliştirme Dairesi Başkanı Hasan Güler, Türkiye'deki sezaryenle doğum oranlarının yüksek olduğunu, bu oranları sorguladıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güler, Bakanlık olarak sezaryen oranlarını Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği oranlara çekmek istediklerini belirterek, ''Sezaryen oranlarını, performans kriterlerinde bir klinik gösterge olarak alıyoruz. Koyduğumuz kriterlere göre, tüm hastanelerde sezaryen oranı yüzde 15'i, eğitim hastanelerinde ise yüzde 20'yi geçmemeli'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastanelerin hizmet kalite belgesi alabilmeleri için de sezaryen oranının istenilen düzeyde olması gerektiğini ifade eden Güler, ''Sezaryenle doğum oranları belli bir düzeyin üstündeyse o hastanedeki işleyişin sezaryen anlamında iyi olmadığını düşünüyoruz. Kurumsal kalite çalışmalarında sezaryen oranı yüksek olduğu zaman bireysel performansı da olumsuz etkileyebilir. Ek ödemeye, döner sermayeye de olumsuz yansıyabilir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-DERNEKLERİN GÖRÜŞLERİ-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastanelerdeki sezaryen oranlarına kısıtlama getirilmesini tepki gösteren uzmanlık dernekleri temsilcileri de sezaryen yapılıp yapılmamasına hekimin karar verebileceğini, bunun sorgulanmasının etik olmadığı görüşünü savundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Perinatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Turgay Şener, çok sayıda normal doğum yaptırdıklarını ve bu tür önlemlerle sezaryen oranlarının düşürülemeyeceğini belirterek, ''Zorla kısıtlamalar hekim ve hasta çatışmasını kaçınılmaz kılacaktır. Hasta en ufak bir sorunda acaba normal doğumdan mı oldu diye soracak, hekim ise üzerindeki baskıdan dolayı normal doğuma yönelmemesi gereken durumlarda bile normal doğuma yönelecektir. Baskı arttıkça sorunları da beraberinde getirecektir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş da performans sisteminin hastanedeki kadın doğum uzmanları ile diğer hekimleri de karşı karşıya getireceğini savunarak, ''Bir hastaneye sizin hastanenizde sezaryen doğum oranı atıyorum yüzde şu kadar ise ben sizin performans puanlarınızı düşüreceğim. Bu demektir ki hastanedeki bütün uzmanların alacağı parayı düşürüyor. Yani kadın doğum uzmanları üzerinde diğer uzmanlar tarafından baskı artacaktır'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Acar Koç ise ''Bakanlık normal doğumu teşvik etmek istiyorsa bunun reklamlarını yapmalı. Biz hekim olarak vazifemizi yaparız'' dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-4000318476830084945?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/10/sezaryenle-dogumda-patlama.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzJVFKtViI/AAAAAAAACfo/eqWFj6uX1fA/s72-c/sezaryen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-308150983709280306</guid><pubDate>Wed, 08 Oct 2008 14:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-08T07:49:39.023-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hava kitliligi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>solunum hastaliklari</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>fetus</category><title>Hava Kirliligi Fetusu Etkiliyor</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzHJ8qmRiI/AAAAAAAACfg/9qteh2WjS3w/s1600-h/hava-kirliligi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzHJ8qmRiI/AAAAAAAACfg/9qteh2WjS3w/s400/hava-kirliligi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254793838952072738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kirliliğinin fetüsü etkilediği ve kirlilik nedeniyle bebeğin yetişkin hale geldiğinde solunum hastalıklarına yakalanma riskinin arttığı bildirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre'nin Bern Üniversitesinden bilim adamları, hava kirliliğinin fetüsün solunum ihtiyacını artırdığını, hava kirliliğine daha az maruz kalan fetüsün dakikada ortalama 42, daha fazla kalanın 48 kez nefes almak zorunda kaldığını belirttiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Philipp Latzin başkanlığındaki ekip, havadaki ozon ve azot dioksit seviyesi ile havada asılı kalan parçacıkların sayısını göz önüne alarak 241 bebek üzerinde araştırma yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma sonunda, hava kirliliği arttıkça fetüsün nefes alma sayısının, dahası solunum sistemi iltihabının oluşma riskinin arttığı ortaya çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamları, "solunum sistemine yönelik bu zararlı etkilerin bebek yetişkin hale gelince solunum hastalıklıklarına yakalanma riskinin arttırabileceğini, dolayısıyla yaşam süresinin azalabileceğine" dikkati çektiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma, Berlin'de Avrupa Pnömonoloji Derneğinin yıllık kongresinde sunuldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-308150983709280306?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/10/hava-kirliligi-fetusu-etkiliyor.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzHJ8qmRiI/AAAAAAAACfg/9qteh2WjS3w/s72-c/hava-kirliligi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-6633588570869287730</guid><pubDate>Wed, 08 Oct 2008 14:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-08T07:41:38.342-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>grip asisi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>cocuk sagligi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>cocuklara grip asisi</category><title>Cocuklara Grip Asisi Yapilmali mi?</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzGep1wV9I/AAAAAAAACfY/NpNJRFFmlGQ/s1600-h/grip-asisi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzGep1wV9I/AAAAAAAACfY/NpNJRFFmlGQ/s400/grip-asisi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254793095164221394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzman uyarısı: "6 ay-5 yaş grubundaki çocuklar ile prematüre doğan, kronik akciğer hastalığı, astım, böbrek ve kalp problemi olan çocukların mutlaka grip aşısı olmalı!" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Meda Kondolot, 6 ay-5 yaş grubundaki çocuklar ile prematüre doğan, kronik akciğer hastalığı, astım, böbrek ve kalp problemi olan çocukların mutlaka grip aşısı olması gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kondolot, AA muhabirine yaptığı açıklamada, risk gurubundaki çocuklara grip aşısını eylül ayından itibaren yapmaya başladıklarını bildirdi. Grip aşısının şubat ayına kadar yapılabileceğini ifade eden Kondolot, şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Grip aşıları her yıl yapılıyor. Yaşa göre dozu ve sayısı da değişebiliyor. Genellikle 9 yaşına kadar ilk kez yaptığımızda 1 ay arayla 2 doz yapıyoruz. Daha sonraki yıllarda yapmamız gerekirse tek doz yapıyoruz. 6 ay-3 yaş arası çocuklara ise eğer ilk kez aşı yapılacaksa yarım doz yapıyoruz, ama 1 ay arayla 2 kez aşılıyoruz. Daha önce aşı yapılmışsa da sonraki yıllarda tek doz yapılmaya devam ediliyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kondolot, grip aşısı yapılmasının ''bir daha üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle ya da grip geçirilmeyeceği'' anlamına gelmediğini, enfeksiyona neden olan yüzlerce virüs bulunduğunu, bu nedenle aşının sadece o yıl ağır seyredecek gripten koruduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip aşısını 6. aydan itibaren bütün çocuklara yapılabildiğini bildiren Dr. Meda Kondolot, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''6 ay-5 yaş grubundaki çocuklar ile prematüre doğan, kronik akciğer hastalığı, astım, böbrek ve kalp problemi olan çocuklar mutlaka grip aşısı olmalıdır. Çünkü bu gruptaki çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu sık görülmektedir. Bağışıklık sistemi yeterince gelişmeyenlerin de doktorlarına başvurarak grip aşısı yaptırmaları gerekiyor. Bazı metabolik hastalıkları olanlar da grip enfeksiyonu açısından risklidir. Aynı zamanda evde küçük bebek ya da bu hastalıkları taşıyan biri olduğu zaman diğer aile bireyleri ile anne ve babaya da grip aşısını öneriyoruz.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kondolot, sağlık personelinin de risk grubundu bulunduğuna dikkat çekerek, bu kişilerin de mutlaka grip aşısı olması gerektiğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında nezle ve gribin birbirine karıştırıldığına dikkati çeken Dr. Kondolot, ''Nezle birkaç gün süren burun akıntısı, hapşırık, öksürük ile karakterize bir hastalıktır. Gribin ise baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı gibi daha sistemik belirtileri var'' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan etkisiz aşı olmadığını belirten Kondolot, grip aşısı yapılan yerde kızarıklık, ağrı ve şişlik görülebilileceğini, halsizlik, kas ve baş ağrısı ile iştahsızlık gibi geçici sistemik belirtilerin ortaya çıkabileceğini söyledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-6633588570869287730?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/10/cocuklara-grip-asisi-yapilmali-mi.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SOzGep1wV9I/AAAAAAAACfY/NpNJRFFmlGQ/s72-c/grip-asisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-3291409374669180682</guid><pubDate>Tue, 26 Aug 2008 09:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-26T02:19:15.804-07:00</atom:updated><title>Basur ve Cibana Karsi Incir</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPKjJB1B_I/AAAAAAAACUA/TcykS-3mfeg/s1600-h/incir.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPKjJB1B_I/AAAAAAAACUA/TcykS-3mfeg/s400/incir.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238753496629839858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncir içerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin sağlıklı oluşumu garantiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kurutulmuş incir yapraklarıyla hazırlanan dekoksiyon, hemoroit (basur) ve çıbanlara karşı etkilidir. Uzmanlar süt içemeyen kişilerin incir yemeleri öğütlüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-3291409374669180682?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/08/basur-ve-cibana-karsi-incir.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPKjJB1B_I/AAAAAAAACUA/TcykS-3mfeg/s72-c/incir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-5192480064743103471</guid><pubDate>Tue, 26 Aug 2008 09:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-26T02:16:33.611-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı beslenme</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>oruç</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sahur</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>ramazan</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>iftar</category><title>Ramazan'da Saglikli Beslenme Onerileri</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPJ1YC8lKI/AAAAAAAACT4/Un1aW2MKF94/s1600-h/ramazan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPJ1YC8lKI/AAAAAAAACT4/Un1aW2MKF94/s400/ramazan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238752710387078306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İftar vakti geldiğinde aniden ağır yemeklere yönelmek, sahura kalkmadan oruç tutmak, bayramın ilk gününde birden aşırı yemek yemek gibi beslenme hataları ramazan ayında ve bayramda size zor anlar yaşatabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memorial Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Duygu İbrişim, ramazan ve bayram süresince mide sağlığınızı korumak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oruç tutarken sık karşılaşılan problemler, iftarda ve sahurda birden, aşırı miktarda yemek yenilmesi ve buna bağlı sindirim sorunlarıdır. Uzun süreli açlık, sıvı kaybı, tansiyon ve kan şekerinde düşüklüğe bağlı olarak yorgunluğa neden olabilir. Midede ağrı, yanma ve kabızlık bu dönemde en sık yaşanan şikayetlerdir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ARA VEREREK YEMEK YİYİN&lt;br /&gt;Yemeğe bir bardak su ve bir kase çorba ile başlamak en iyi yöntemdir. Sulu yumuşak gıdalar oruç sonrası sıvı ihtiyacını karşılar ve mideyi rahatlatır. Çorbadan sonra yemeğe birkaç dakika ara vermek açlık ve yorgunluk duygusunu azaltır. O zaman da her şeyden hızlıca ve bol miktarda yeme isteğini baskılamak kolay olacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İFTAR SOFRASI ÇOK ÇEŞİTLİ OLMASIN&lt;br /&gt;Çorba sonrasında etli veya zeytinyağlı bir sebze yemeği ya da haşlama, buğulama veya ızgara et (kırmızı et, beyaz et veya balık) yanında haşlama sebzeler yenilebilir. Ekmek çok fazla miktarda olmadıkça hem doyurucu hem de hazmı kolaylaştırıcıdır. Makarna, pilav ve hamur işlerini az miktarda tüketin ve her iftarda masada bulundurmayın. Kompostolar, mevsim salataları, yoğurt, ayran ve cacık iftar sofralarının çok sağlıklı tamamlayıcılarıdır. Yemeklerin yavaş yenmesi ve iyi çiğnenmesi hem doymanızı kolaylaştırır, hem de sonrasında midede dolgunluk, ağrı, şişkinlik sorunlarını önler. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;YEMEK PLANINI TOKKEN YAPIN&lt;br /&gt;İftar alışverişini günün sonunda iyice aç olduğunuz bir zamanda yapmayın. Bu, her şeye daha çok özenmenize ve iştahınızın iyice açılmasına neden olur. Bir sonraki günün yemek planını bugünkü iftardan sonra yani karnınız tokken yapın. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İFTARLA SAHUR ARASI ÖZGÜRLÜĞÜNÜZÜ İLAN ETMEYİN&lt;br /&gt;Akşam atıştırmalarında sütlü ve meyveli tatlılar, taze meyveler veya kuru meyveler ile birlikte az miktarda kuru yemiş, hem besleyici hem de yağlı hamur işlerine göre çok daha hafiftir.  Bu dönemde sık sık su içmeyi unutmayın. &lt;br /&gt;Yatmadan önceki son iki saat bir şey yemeyin. Böylece mideniz biraz boşalır, gece reflü ve sindirim sıkıntıları yaşamazsınız. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İFTARDAN SONRA YARIM SAAT YÜRÜYÜN&lt;br /&gt;Yemekten iki saat sonra zamanınız ve hava koşulları uygunsa yarım saatlik bir yürüyüş daha zinde ve enerjik hissetmenizi sağlar. İftarın ağırlığını ve beyninizdeki yemek yeme dürtüsünü üzerinizden alır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SAHURA KALKMAYI İHMAL ETMEYİN&lt;br /&gt;Gece bolca yiyip yatmak ve sahura kalkmadan oruç tutmak sık yapılan bir hatadır. Yatmadan hemen önce aldığınız gıdalar sizin için kolayca alınacak kilolar demektir. Ayrıca sağlıksız bir uyku, reflü, midede yanma, ağrı, hazımsızlık, gaz yakınmalarını da beraberinde getirir. Dahası gün içinde sizi idame edecek desteği de sağlamaz. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SAHURDA SAĞLIKLI BİR KAHVALTI YAPIN&lt;br /&gt;Ekmek, peynir, taze yeşillikler, haşlanmış yumurta (haftada iki gün), reçel, bal veya pekmez ile yapılan kahvaltı yeni gün için sağlıklı bir enerji verir ve acıkmanızı geciktirir. Sahurda su, süt, açık çay veya ıhlamur olarak bol sıvı almaya çalışın. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SUSUZ KALMAYIN &lt;br /&gt;Vücudun susuz kalması ramazan ayında bağırsaklarında tembelleşmesine neden olur. İftar ve sahurda sulu yumuşak gıdaların ve suyun bol tüketilmesi, yeterli sebze meyve yenilmesi ve ağır yiyeceklerden kaçınılması bağırsak sorununu en aza indirecektir.     &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;BAYRAMDA YEMEKLERE DİKKAT&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oruç sonrası normal beslenme alışkanlığına geçiş başlangıçta yadırganabilir. Bu da bazen düzensiz bazen de aşırı yemek yemeye neden olur. Bayram ikramlarının çoğunlukla şeker, karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek olan tatlı ve hamur işleri olduğu düşünülürse dengeli beslenme daha da zorlaşabilir. Sindirim sistemi sorunlarının bayramlarda daha sıklaştığı unutulmamalıdır. Bir diğer sıkıntı da bayram ertesi farkına varacağınız fazla kilolardır! &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sabah Kahvaltısı Alışkanlığına Geri Dönülmeli   &lt;br /&gt;Sağlıklı bir sabah kahvaltısı en değerli öğündür. Oruç günlerinden kalan alışkanlıkla sabah kahvaltısını atlamayın. Böylelikle yeni güne daha canlı başlarsınız ve daha geç bir saatte daha çok miktarda yemek istemezsiniz. Bayramda öğünlerinizin düzenli olmasına dikkat edin, ama porsiyonlarınız çok büyük olmasın. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bayram Gezmelerine Dikkat    &lt;br /&gt;Bayram lezzetlerinin tadına bakmak hakkınız. Ancak bir gün içerisinde yiyeceğiniz miktarı sınırlamak gerekir. Özellikle arka arkaya yapılan bayram ziyaretlerinde sunulan her şeyi bitirmek zorunda hissetmeyin. Çay, kahve, konsantre ve gazlı içecekleri de ölçülü tüketmek gerekir. Bol su içmeyi ihmal etmeyin.   &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bayramda Dinlenin&lt;br /&gt;Oruç yorgunluğunu üzerinizden atmak için bayramda bol bol dinlenin. Bayram hazırlıklarında aşırıya kaçarak kendinizi hırpalamayın. Zinde ve güler yüzlü bir ev sahibi en iyi ikramdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-5192480064743103471?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/08/ramazanda-saglikli-beslenme-onerileri.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPJ1YC8lKI/AAAAAAAACT4/Un1aW2MKF94/s72-c/ramazan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-7176170369908319884</guid><pubDate>Tue, 26 Aug 2008 09:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-26T02:13:13.102-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kadınlarda kısırlık</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kadın sağlığı</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>aşırı spor</category><title>Asiri Spor Kadinlari Kisirlastiriyor</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPI9CeukXI/AAAAAAAACTw/TAX3Oj3GFIU/s1600-h/spor.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPI9CeukXI/AAAAAAAACTw/TAX3Oj3GFIU/s400/spor.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238751742525346162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, kadınların uyguladıkları ağır sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdikleri için hamile kalmakta zorlandıklarını belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, kadınları spor yaparken aşırıya kaçmamaları konusunda uyardı. Yaralı, hamilelere egzersiz olarak sadece yüzmeyi önerdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-7176170369908319884?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/08/asiri-spor-kadinlari-kisirlastiriyor.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPI9CeukXI/AAAAAAAACTw/TAX3Oj3GFIU/s72-c/spor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-3966465631555096719</guid><pubDate>Tue, 26 Aug 2008 09:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-26T02:10:40.016-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>omurilik</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>boyun kırılması</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Felç</category><title>Suya Baliklama Atlama Felce Neden Oluyor</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPIhaq2c_I/AAAAAAAACTo/texl5Boa-Ow/s1600-h/baliklama.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPIhaq2c_I/AAAAAAAACTo/texl5Boa-Ow/s400/baliklama.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238751267982308338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sığ suya balıklama atlama boyun kırıklarına neden olmakta. Omuriliğin hemen yakınında solunum merkezi bulunuyor. Kırılmaya bağlı omuriliğin birden şişmesi solunum merkezini etkiliyor ve boğulma meydana geliyor. Eğer, kişiyi sudan çıkaracak birisi yoksa boyun kırılması sonucu sığ suda boğularak ölüyor. Sığ suya balıklama atlayan kişi boğulmaktan kurtulsa bile, omurilik kırıklarından dolayı boyundan aşağısı felç oluyor. Her iki durumda da sonuç, trajedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sığ suya atlama vakaları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)     Çoğunlukla 15-25 yaş arası erkeklerde görülüyor. (Maalesef bu yaş grubu gençler sığ suya balıklama atlamayı önemli bir güç gösterisi olarak görüyorlar.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)     Gece saat 01.00 da özellikle turistik tesislerde konaklayan tatilcilerin alkol aldıktan sonra ya da öğleden sonra 13.00 da serinleme amaçlı kontrolsüz bir şekilde sığ suya veya havuza atlamaları sonucu gerçekleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3)     Yanlış ilkyardım uygulamaları sonucu kazazedeler ya felç oluyorlar ya da ölüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4)     Sığ suya balıklama atlayanların %30’u kısmi veya tam felç oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sığ suya atlama vakalarında uygulanması gereken ilkyardım yöntemi ise; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazazede 3-4 kişi tarafından taşınmalı. Taşınma sırasında boyun, sırt ve bel omurları hiç bükülmemeli, sağa-sola çevrilmeden yatırılmalı. Normal boğulma vakalarına uygulanan  ‘su çıkarma’ yöntemi, sığ su vakalarına uygulanmaz. İlkyardımda önce kişinin ağzı açılır, ağzı tıkayan yosun parçası gibi bir şey varsa çıkarılır. Yaralanmada omurgada ‘gizli’ kırıklar meydana gelebiliyor. Bu nedenle yaralıların mutlaka omurgasında kırık varmış gibi davranılmalı. Boyun omurları kırıldığı halde, omuriliği zedelenmeyen şanslı kişilerin beyin ve omurilik cerrahisi yapılan merkezlere doğru taşınması hayati önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sığ suya balıklama atlama sonucu boynu kırılarak boğulan kişilere, normal boğulma vakalarındaki ilkyardım yöntemi olan baş aşağı çevrime, silkelenerek su çıkartma asla ve asla uygulanmamalıdır. Çünkü, omurga kırığı oluşmuş ve hala omurilik kesilmemişse, bu silkelenmeden sonra kesiliyor ve kişi felce mahkûm ediliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-3966465631555096719?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/08/suya-baliklama-atlama-felce-neden.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SLPIhaq2c_I/AAAAAAAACTo/texl5Boa-Ow/s72-c/baliklama.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-9164136665286946242</guid><pubDate>Thu, 07 Aug 2008 21:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-07T14:22:52.605-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kanser tedavisi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>c vitamini</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kanser</category><title>Kansere Karsi Mucizevi Yontem</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtnk52oKdI/AAAAAAAACNk/ZQtGC0LSMEs/s1600-h/c-vitamini.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtnk52oKdI/AAAAAAAACNk/ZQtGC0LSMEs/s200/c-vitamini.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231889275823860178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kansere karşı yüksek dozda C vitamini ile çözüm aranıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’deki araştırmalara göre C vitamini, kanserli hücrelerin ürettiği kimyasallarla reaksiyona girerek hastalığın ilerlemesini engelleyip tümörleri küçültüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’li bilim adamları, yüksek dozda C vitamininin kanserin ilerlemesini durdurabileceğini açıkladı. Bilim adamları, C vitaminin kanserli hücrelerin ürettiği kimyasallarla reaksiyona girerek asit oluşturduğunu söyledi. “Askorbat” da denilen C vitaminin ürettiği bu asit nedeniyle kanser hücrelerinin ölebileceği de kaydedildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maryland’deki Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde yapılan deneylerde yüksek dozda C vitamini verilen laboratuvar farelerinde beyin, yumurtalık ve pankreas tümörlerinin yarı yarıya küçüldüğü gözlemlendi. Bilim adamları, fareler üzerindeki bu başarılı deney üzerine söz konusu tedavi yönteminin insanlarda da uygulanabileceğini belirttiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapla olmaz!&lt;br /&gt;Bilim adamları, C vitamini dozajını vücudun toplam ağırlığına göre kilo başına 4 gram olarak belirledi. Bu miktarın vitamin hapları ile elde edilemeyeceği, çünkü sindirim sisteminin belirli bir miktarın üzerinde C vitaminini emmediği bildirildi. Bu nedenle laboratuvar hayvanlarına yüksek dozda C vitamini karın bölgelerine yapılan enjeksiyonla verildi. C vitamini verilen farelerde kanser küçülürken öteki hayvanlarda kanserler hızla yayıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-9164136665286946242?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/08/kansere-karsi-mucizevi-yontem.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtnk52oKdI/AAAAAAAACNk/ZQtGC0LSMEs/s72-c/c-vitamini.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-9217608581587788181</guid><pubDate>Thu, 07 Aug 2008 21:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-07T14:20:48.625-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>genel sağlık</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>mucize yiyecek</category><title>Iste 10 Mucize Yiyecek !</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtnGgWJmuI/AAAAAAAACNc/zoyG5TJztwA/s1600-h/yiyecek.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtnGgWJmuI/AAAAAAAACNc/zoyG5TJztwA/s200/yiyecek.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231888753580677858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu birbirinden yararlı yiyecekleri sofranızdan eksik etmeyin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlığın doğada saklı olduğunu biliyoruz. Peki sağlığımıza faydalı yiyecekler neler bunları merak ediyor musunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı beslenme uzmanı ve yazar Dr.Johnny Bowden'in hazırladığı sağlıklı besinler listesi tam size göre. Bu yiyecekleri sofranızdan eksik etmeyin! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şalgam: Adeta kırmızı ıspanak gibidir. Doğal kırmızı pigmentleri vücut direncini artırır. Şalgam ısıtıldıkça antioksidan etkisi azalır. Mümkünse çiğ olarak doğrayın ve salatanıza katın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lahana: Sülfarofan gibi çok sayıda besleyici ve bağışıklık sistemini güçlendirici madde içerir. Burgerler ve sandviçlerinizin içine bile koyabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazı: Karotenoidler bakımından zengin bu bitki, gözlerde yaşlanmadan kaynaklanan tahribatı azaltır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarçın: Kan şekeri ve kolesterol seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. Çay veya kahvenizin üstüne bir miktar serpip içebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nar suyu: Antioksidanlarla dolu bu gıda, tansiyonunuzu düşürecektir. Nar suyunuGünde bir bardak için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erik kurusu: Taze erik tadında olmayabilirler ama antioksidan bakımından zengindirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabak çekirdeği: Kabağın en besleyici kısmıdır. Magnezyum ve yüksek seviyede mineraller içerir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sardalya: Konservedeki sağlıklı besin. Omega-3 bakımından zengin ve hiç kurşun içermeyen bir besin maddesi. Kalsiyum ve magnezyum ve yararlı mineraller bakımından çok zengindir ve B vitamini deposudur. İster salatanıza katın, ister sandviç olarak yiyin, isterseniz hardal ve soğanla birlikte tabakta servis yapın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safran: Baharatların süperstarıdır. Her türlü sebze yemeğine katabilir veya omlet ve yumurtanızın üstüne koyabilirsiniz. Ateş düşürücü ve vücut direncini artırıcı etkilere sahiptir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dondurulmuş yabanmersini: Dondurma işlemi bazı sebze ve meyvelerin besleyici değerlerini azaltır. Ama markette gözünüze çarparsa bu meyveyi pas geçmeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-9217608581587788181?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/08/iste-10-mucize-yiyecek.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtnGgWJmuI/AAAAAAAACNc/zoyG5TJztwA/s72-c/yiyecek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-3171996070122268972</guid><pubDate>Thu, 07 Aug 2008 21:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-07T14:18:46.007-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>cilt kanseri</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>güneş yanığı</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>güneşten korunma yolları</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>cilt lekeleri</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>cilt kremi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>cilt sağlığı</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>güneş kremi</category><title>Gunesten Korunmak Icin 40 Faktor Sart</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtmU2URYSI/AAAAAAAACNU/48ZBTZyBKXU/s1600-h/gunes.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtmU2URYSI/AAAAAAAACNU/48ZBTZyBKXU/s200/gunes.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231887900484919586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney sahillerinde, güneşten korunmak için 40 - 50 faktör korumalı kremleri tercih etmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava sıcaklığın diğer bölgelere oranda daha fazla hissedildiği güney sahillerini tercih eden tatilcilerin, bronz bir tene sahip olma uğruna güneş ışınlarının yan etkilerinden zarar görmemek için 40-50 faktör korumalı krem kullanması ve bu ürünlerin de ortalama 2,5 saatlik bir etkisinin bulunduğu bilinciyle hareket etmesi gerektiği bildirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, doğadaki tek ultraviyole kaynağı olan güneşin faydalarının yanı sıra zararlarının da olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memişoğlu, vücudun D vitamini gereksiniminin büyük ölçüde güneş sayesinde sağlandığını belirterek, ''ancak uzun süre ve korunmasız bir şekilde güneş altında kalınması cilt kanserinden güneş yanıklarına, lekelerden erken yaşlanmaya kadar pek çok soruna yol açabilmektedir'' diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel ısınmaya bağlı olarak hava sıcaklıklarında yaşanan artışa dikkati çeken Memişoğlu, artık vatandaşların bilinçlendiğini ve güneşin etkisini azaltmaya yönelik önlemlere yöneldiklerini ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memişoğlu, güneşlenirken mutlaka krem kullanılması gerektiği uyarısında bulunarak, şunları söyledi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Hava sıcaklığının diğer bölgelere oranla daha fazla hissedildiği güney sahillerini tercih eden tatilciler, güneş ışınlarının yan etkilerinden zarar görmemeleri için 40-50 koruma faktörlü güneş kremi kullanmalılar. Hava sıcaklığının daha az olduğu diğer bölgelerde ise faktör oranı biraz düşürülebilir. Krem kullanmama durumda ise güneş yanıkları ve alerjiler ortaya çıkar. Uzun dönemde ortaya çıkan en kötü sonuç cilt kanserleridir. Bronz bir tene sahip olmak için uzun süre güneşlenmek, ciltte erken yaşlanma ve ilerleyen dönemlerde kansere yakalanma riskini tetikliyor. Güneşin zararlı etkisi, özellikle çocuklarda ve açık tenli insanlarda çok daha yüksek düzeyde görülüyor.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KREMLE KORUMADA ZAMAN UYARISI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memişoğlu, bazı vatandaşların denizden çıktıktan sonra güneş kremi kullanarak uzun süre güneşlendiklerinin gözlemlendiğini, bunun son derece yanlış olduğunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal güneş kremlerinin koruma süresinin en fazla 2,5 saat olduğunu vurgulayan Memişoğlu, ''içerisinde liposom katkı maddesi içermeyen normal güneş kremleriyle en fazla 2,5 saat güneşlenilebilir. Daha sonra krem etkisini kaybeder ve koruma özelliğini yitirir. Herhangi bir durumla karşılaşmamak için koruyucu kreme güvenerek 2,5 saatten fazla güneşte kalınmamalılar. Liposom içeren güneş kremlerinde bu süre biraz daha fazladır'' dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-3171996070122268972?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/08/gunesten-korunmak-icin-40-faktor-sart.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SJtmU2URYSI/AAAAAAAACNU/48ZBTZyBKXU/s72-c/gunes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-7607837847449415298</guid><pubDate>Tue, 15 Jul 2008 22:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-07-15T15:19:19.212-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Migren</category><title>Migren Sinsi ve Kadinsever Bir Hastalik</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SH0iUJKJy0I/AAAAAAAACGA/doIyV3ZjudU/s1600-h/migren.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SH0iUJKJy0I/AAAAAAAACGA/doIyV3ZjudU/s400/migren.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5223368872270875458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nebahat Taşdemir, migrenin eğitim düzeyi yüksek, her şeyi kafasına takan, mükemmeliyetçi kadınlarda daha çok görüldüğünü bildirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Taşdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, migrenin iş gücü kaybına neden olan şiddetli baş ağrısı olduğunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ataklar ve genellikle yarım baş ağrısı şeklinde kendini gösteren hastalığın atak sırasında hastanın ışıktan, sesten, kalabalıktan rahatsız olduğunu belirten Taşdemir, ayda 4-5 atağı olan hastalarda bazen bu atakların 72 saat kadar sürebildiğini ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşdemir, baş ağrısının orta şiddetten çok şiddetliye kadar seyredebildiğini kaydederek, ''Migren, daha çok kadınları tercih eder'' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''MASUM BİR HASTALIK DEĞİL''- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın kalıtımsal olabildiğini, yanıp sönen ışıklar, parfüm kokuları, peynir, özellikle kırmızı şarap, portakal türü meyveler, domates, salam, sosis ve turşu gibi gibi bekletilmiş gıdaların hastalığı tetiklediğini belirten Taşdemir, şöyle konuştu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Hastalarımıza ilacın yanı sıra eğitim veririz. Hastaya 'ağrının sevmediği şeyleri yapma, uykusuz kalma, az veya çok uyuma' şeklinde uyarılarda bulunuruz. Çünkü migren pek de masum bir hastalık değil. Beyinde bazı hasarlar meydana getirebiliyor. Damarlarda tıkanıklıklara yol açabiliyor. Yüzde, elde, bacakta uyuşmalar veya güç kaybı, bütün bu belirtiler ağırının geleceğini haber verir. Bu dönemde beyin damarları daralır. Beyinde bölgesel kan akımı azalır.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-STRES EN ÖNEMLİ TETİKLEYİCİ FAKTÖR- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş ağrısını tetikleyen en önemli faktörün stres olduğunu, şehirli, eğitim düzeyi yüksek, her şeyi kafasına takan, mükemmeliyetçi kadınlarda migrenin daha çok görüldüğünü belirten Taşdemir, migrenin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu kaydetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın sıklığını ve şiddetini azaltmaya yönelik tedavilerin yapıldığını ayda 4-5 atağın daha aza indirgenebildiğini belirten Taşdemir, ''Her baş ağrısı migren değildir. Migren ataklar halinde gelir ve ataklar belli bir zaman içinde devam eder. Zonklayıcıdır. Sıkıştırıcı değildir'' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Taşdemir, stresten olabildiğince uzak durma, oksijeni bol yerlerde yürüyüş türü hafif egzersizler yapma ve tetikleyici gıdalardan uzak durma önerisinde bulunarak, şöyle konuştu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Hastalarımızın doktor kontrolünde ilaç kullanması gerekiyor. Gelişigüzel ilaç kullanmamalarını öneriyorum. Bazı baş ağrıları hastanın hayatında gördüğü en kötü baş ağrısıdır. Beyninde bomba patlamış gibi hisseder. Birdenbire yaşanan böyle bir ağrı, damar çatlamasına bağlı beyin kanaması veya beyin tümörü olabilir. Bu durumda vakit geçirmeden nöroloji kliniğine başvurulması şarttır.''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-7607837847449415298?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/07/migren-sinsi-ve-kadinsever-bir-hastalik.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SH0iUJKJy0I/AAAAAAAACGA/doIyV3ZjudU/s72-c/migren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-6053598814334135212</guid><pubDate>Thu, 19 Jun 2008 10:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-06-19T03:57:02.104-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yaz sıcakları</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sıcak</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hamilelik</category><title>Hamile Kadina 'Mevsimlik' Oneriler</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo7dVJPmXI/AAAAAAAAB9Y/xWOoakce0nE/s1600-h/hamile.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo7dVJPmXI/AAAAAAAAB9Y/xWOoakce0nE/s400/hamile.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5213544893712931186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak hava anne adayları için risk. Peki nasıl korunmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacettepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hamilelerin, sıcak havanın etkisiyle bazı sağlık sorunları ile karşılaşabileceklerini ifade ederek, giyim, spor ve beslenmeye yönelik önlemlerle, sıcak havanın olumsuz etkisinin azaltılabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının yorgunluk, yüksek tansiyon, sırt ağrısı, varis, ayaklarda ödem ve ciltte güneş lekeleri gibi birçok sağlık problemine yol açabildiğini belirten Aksu, özellikle hamilelerin bundan çok etkilendiğini ifade etti. Aksu, "Sıcak havanın etkisiyle vücudun susuz kalması, rahimde kasılmalara, kasılmalar doğum sancılarına ve erken doğuma neden olabilir" uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksu, gebelerin, enfeksiyonlara karşı direncinin diğer bireylere göre daha düşük olduğunu vurgulayarak, mantar, idrar yolu ve vajina enfeksiyonların da erken doğuma neden olabilecek sorunlar yaratabileceğine dikkati çekti. Sıcak havanın etkisiyle aşırı terleme, kızarıklık ve kaşıntının çeşitli mantar rahatsızlıklarına yol açabileceğini anlatan Aksu, gün içinde sık sık ılık duş alınmasının faydalı olacağını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"GÜNDE 8-10 BARDAK SU İÇİLMELİ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksu, sıcak havalarda, her zamankinden daha fazla sıvı alınması, günde 8-10 bardak su içilmesi ve bunun yanı sıra taze meyve suları ile limonata gibi içeceklerin tüketilmesi gerektiğini belirterek, çay, kahve, kola gibi kafein içeren içeceklerden uzak durulmasını önerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelerin, vücudun su ihtiyacını artıracağı ve tansiyonun yükselmesine neden olabileceği için tuzlu gıdalardan uzak durması, baharatlı yiyeceklerden ve az pişmiş etlerden kaçınmaları gerektiğini anlatan Aksu, "Kızartma türü yiyecekler tüketilmemeli, mümkün olduğunca haşlama yiyecekler yenmeli, bol sebze ve meyve tüketilmeli, karbonhidrat ağırlıklı besinlerden uzak durulmalı, sık sık ve az miktarlarda beslenilmeli" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AÇIK RENK KIYAFETLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelerin güneşin zararlı etkilerinden korunmak için öğle saatlerinde kesinlikle dışarı çıkmamaları gerektiğini vurgulayan Aksu, çıkılmas halinde ise geniş şapka takılması ve vücudun açıkta kalan yerlerine yüksek faktörlü koruyucu krem sürülmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelerin, ter emilimini sağlayan açık renk, pamuklu, keten ve geniş kıyafetler giymesinin uygun olacağını belirten Aksu, sıcak havanın etkisiyle ayakların şişmemesi, nefes alabilmesi ve vücut dengesinin sağlanması için de ortopedik ve rahat ayakkabıların tercih edilmesi gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksu, hava sıcaklığının olumsuz etkilerinden korunmak için hamilelere şu önerilerde bulundu: "Sıcaklığın en fazla olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı, sabah ya da güneşin etkisini kaybettiği saatlerde kısa&lt;br /&gt;süreli güneşlenmeler yapılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşlik altında dahi olsa sıcakta uzun süre kalınmamalı. Dışarı çıkarken geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü takılmalı, yüksek faktörlü güneş koruyucu ürün kullanılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ani tansiyon düşmeleri, aşırı terleme ve su kaybı, bayılmaya yol açabileceği için, vücuttaki su ve mineral kaybını önlemek amacıyla bol su ile birlikte az şekerli limonata, meyve ve maden suyu tüketilmeli, bacaklardaki ödemi gidermek için uzun süre ayakta durulmamalı ve aynı pozisyonda oturmaktan kaçınılmalı, Varis problemi olan hamileler, özel varis çorapları kullanmalı, Ağır ve fazla miktarda yemek yememeye özen gösterilmeli. Sebze, meyve&lt;br /&gt;ağırlıklı beslenmeye dikkat edilmeli, Aşırı sıcağın etkisiyle besin zehirlenmeleri ile karşılaşılmaması için açık yerlerde satılan gıdalar tüketilmemeli,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan dolaşımının rahat sağlanabilmesi ve ödemin oluşmaması için uzun uçak yolculuğu yapılmamalı. Özel araçla yapılacak yolculuklarda ise 2 saatte bir mola verilerek 10 dakika kadar yürünmeli."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"YÜZMEK, DOĞUMU KOLAYLAŞTIRIYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzmenin, karın kaslarını sıkıştırdığı için doğumu kolaylaştırdığını belirten Aksu, özel bir durum söz konusu olmadığı sürece anne adaylarına&lt;br /&gt;bol bol yüzmelerini önerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksu, hamilelerin çok sıkı olmayan bir mayo ile serbest ve sırt üstü stillerde yüzmesinin hem anneyi hem bebeği rahatlatacağını ve karın&lt;br /&gt;kaslarını sıkılaştıracağını, koruyucu kremlerin de bebeğe zarar vermediğini ifade etti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-6053598814334135212?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/06/hamile-kadina-mevsimlik-oneriler.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo7dVJPmXI/AAAAAAAAB9Y/xWOoakce0nE/s72-c/hamile.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-9055039830239540924</guid><pubDate>Thu, 19 Jun 2008 10:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-06-19T03:53:14.009-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kene</category><title>Keneyi Oldurmek Icin Eline Aldi, Kendi Oldü</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo6c-veCLI/AAAAAAAAB9Q/yYv9T0qGjL4/s1600-h/kene.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo6c-veCLI/AAAAAAAAB9Q/yYv9T0qGjL4/s400/kene.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5213543788187617458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çorum’dan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı şüphesiyle Ankara’ya sevk edilen genç, tedavi gördüğü hastanede öldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Çorum’un Sungurlu ilçesi Demirşeyh beldesinde Muhammed Büyükgüllü (15), önceki hafta köyde hayvan otlatırken, köpekte bulunan keneyi alarak eliyle ezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra ellerini yıkamayan Muhammed Büyükgüllü, 2 gün sonra ateşi çıkınca babası Salih Büyükgüllü’ye haber verdi. Babası tarafından Sungurlu Devlet Hastanesine getirilen genç, kan tahlilinin ardından Çorum Devlet Hastanesine sevk edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammed Büyükgüllü, Çorum’daki müdahalenin ardından Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı şüphesiyle sevk edildiği Ankara Numune Hastanesinde dün akşam saatlerinde öldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gencin ölümünün ardından Büyükgüllü’nün ailesi Ankara Numune Hastanesine çağrıldı. Burada aileden alınacak kan örneklerinin inceleneceği bildirildi. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığından bu yıl Çorum’da 6 kişi hayatını kaybetmişti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-9055039830239540924?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/06/keneyi-oldurmek-icin-eline-aldi-kendi.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo6c-veCLI/AAAAAAAAB9Q/yYv9T0qGjL4/s72-c/kene.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-8411307875246484404</guid><pubDate>Thu, 19 Jun 2008 10:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-06-19T03:49:33.973-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kızartma</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kanser</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yag</category><title>Dikkat! Bu Yaglar Kanser Yapiyor</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo5jYEKYnI/AAAAAAAAB9I/fV5XkdrISkQ/s1600-h/kizarttma.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo5jYEKYnI/AAAAAAAAB9I/fV5XkdrISkQ/s400/kizarttma.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5213542798552883826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Defalarca kullanılan kızartma yağı kansere davetiye çıkarıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erciyes Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmed Kayacıer, Ege Üniversitesi (EÜ) İzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu tarafından düzenlenen Uluslararası Gıda, Beslenme ve Kanser Sempozyumu'na katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızartmanın gıda endüstrisinde yaygın olarak kullanılan bir işleme tekniği olduğunu belirten Doç. Kayacıer, "Genel olarak kızartma işlemi, ürünün derin bir yağ içine daldırılması ve pişirilmesinden ibarettir. Bu süreçte temel amaç, hızlı pişirmenin yanında ürüne farklı bir lezzet kazandırmaktır. Kızartma esnasında ürünle yağ arasında ısı ve kütle transferleriyle bir dizi reaksiyon oluşumu sonucu, yağda çeşitli fiziki ve kimyevi değişimler meydana gelmektedir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızartmalık yağlarda sıcaklığın etkisiyle trans yağ asidi oluştuğunu anlatan Ahmed Kayacıer, "Bu yağ asitleri, kötü kolestrolü arttırarak kalp damar hastalığı riskini yükseltmektedir. Bazı çalışmalar, yağın kızarması sırasında ortaya çıkan oksidasyon ürünlerinin kanserojen etkili olduğunu ortaya koymaktadır" şeklinde konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-8411307875246484404?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/06/dikkat-bu-yaglar-kanser-yapiyor.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SFo5jYEKYnI/AAAAAAAAB9I/fV5XkdrISkQ/s72-c/kizarttma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2275952252873880568.post-3155716812224398126</guid><pubDate>Sat, 07 Jun 2008 12:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-06-07T06:01:33.142-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kanserojen madde</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>cola</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>coca cola</category><title>Coca Cola'da Kansorejen Madde</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SEqGpEvKnqI/AAAAAAAAB34/BlPvc8lGCX8/s1600-h/cola.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SEqGpEvKnqI/AAAAAAAAB34/BlPvc8lGCX8/s400/cola.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209123959211728546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sudan sonra en çok tüketilen Coca Cola'da bulunan E211maddesinin siroza neden olduğu ortaya çıktı. DNA bozukluğuna da yol açan E211 ürünlerden çıkarılacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasaya çıktığı ilk günden beri içerisindeki katkı maddelerini bir sır gibi saklayan Coca Cola firmasının sırrı sonunda çözüldü. Yapılan araştırmalarda Coca-Cola'nın içerisinde E211 (Sodyum Benzoat) maddesinin bulunduğu saptanmış, firma uzun süre bu iddialara karşı sessiz kalmıştı. Sodyum Benzoat maddesi siroz, parkinson gibi hastalıklara davetiye çıkarıyor, hiperaktivite bozukluğuna neden oluyor ve DNA'ya zarar veriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜFLENMEYİ ÖNLÜYOR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak gazlı içeceklerin birçoğunda bulunan ve küflenmeyi önleyen bu maddenin C vitaminiyle karşılaşınca kansorejene dönüştüğü belirtildi. Coca Cola firması ilk olarak Diet Colalar'dan bu maddeyi çıkartacaklarını ve yıl sonuna kadar tamamen kullanımdan kaldıracaklarını açıkladı. Firma sözcüsü bu maddeyi kullanmayı bırakacaklarını açıklasa da Sodyum Benzoat'ın yerini tutacak başka bir bileşen bulamadıklarını da itiraf etti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2275952252873880568-3155716812224398126?l=saglik-merkezi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://saglik-merkezi.blogspot.com/2008/06/coca-colada-kansorejen-madde.html</link><author>noreply@blogger.com (SLM525)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7emOCfbnb34/SEqGpEvKnqI/AAAAAAAAB34/BlPvc8lGCX8/s72-c/cola.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item></channel></rss>