
Hangi besin beyne nasıl faydalı? İşte beynin çalışmasını artıran besinler. Zeka küpü bunlar.
Beslenme uzmanları, bilimsel araştırmaları inceleyip zeka gelişimine en çok katkı sağlayan gıdaları belirledi. İşte beynin çalışmasını artıran besinler...
Çilek: İçeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltıp, bunamayı geciktiriyor.
Bitter çikolata: Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.
Tahıl: Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.
Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor
Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.
Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.
Leziz tadları görünce dayanamıyor insan tabi ama sınırını da bilmek şart! İşte o sınır foto galerilerde. Tıklayın!
Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor.
Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.
Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.
Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.
"Odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini öneriliyor.
Uzmanlar yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyor. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenler "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" önerisinde bulunuyor.
Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar.
Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor.
Zeka küpü besinler!
En yararsız 5 egzersiz!

Saatlerini göbeğini eritmek için mekikler çekerek ve oturup kalkarak harcayan herkes size aynı şeyi söyleyebilir, bazı hareketler diğerlerinden çok daha etkilidir. Bazıları da aslında pek bir işe yaramaz. Artık siz vaktinizi boşu boşuna didinerek geçirmeyin diye, en yararsız 5 hareketi sizlere sunmaya karar verdik.
İşte karşınızda en işe yaramaz 5 egzersiz hareketi, eğer çalışma planınız sadece bunlardan ibaretse, programınızı değiştirmenizi öneririz.
Mekik çekme!
Bu aslında gerçekten mükemmel bir egzersiz, tabi doğru yapılırsa ve bir rutini varsa? Çoğu kez insanların iki ay boyunca her akşam 30 mekik çektiğini fakat bir türlü dümdüz bir karna sahip olamadıklarını duyarsınız. Genellikle bunun nedenini de anlamazlar.
Genelde insanlar mekiği yanlış yapıyorlar? Hızlı bir şekilde eğilip kalkmak sadece enerji harcamanıza neden olur, kaslarınızı çalıştırmaz. Doğru tarz, karnınızda bir yanma hissedecek kadar kalkmak ve çok hızlı yapmamaya çalışmaktır.
AB Rocker
Bu aletleri hatırladınız mı? Yakın zamana kadar bütün kanallarda reklamları vardı, neredeyse mekikle aynı şey? Kolay bir şekilde mekik hareketini yapmanızı sağlıyor?
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu alet hiçbir işe yaramıyor, bunu kullanarak baklava şeklinde kaslara asla sahip olamazsınız! Bu alet sadece gösteriş için. Bunun tecrübeyle sabit olduğunu söyleyebiliriz.
Yan mekik
Hareketi biliyorsunuz değil mi? Yere uzanıyorsunuz, bir ayağınızı dizinize koyup, diğer dizinize doğru kalkıyorsunuz. Evet, bu diğerlerine göre daha etkili bir hareket, yan karın kaslarınızı ?azıcık? geliştirir. Fakat her gün, iki yana da 100'er mekik çekiyor olsanız bile, dümdüz bir karına ulaşamazsınız?
Yana doğru eğilme
Üzgünüz fakat ayakta durup bir sağa, bir sola vücudunuzu esnetmek, göbeğinizin küçülmesine hiç yardımcı olmayacaktır.
Elinizde kaldıramayacağınız ağırlıklarla bir o yana bir bu yana eğilip vakit harcamak yerine, bir spor salonuna gidip hareketi nasıl daha doğru yapabileceğinizi sorabilirsiniz.
İncelme kemerleri
Bunlar egzersiz bile değil, eğer bunun farkındaysanız, kendinizi şanslı saymalısınız. Bunlar kaslarınızı zıplatan aletlerden başka bir şey değil. Bunları kullanarak göbeğinizi eritebileceğinizi düşünüyorsanız hemen söyleyelim, ayaklarınızı havaya kaldırıp çekeceğiniz 5 mekik, bunlardan daha etkilidir.
Bu tür aletlere paranızı yatırmayın, hiçbir işe yaramadığı gibi, kas zedelenmelerine de yol açabiliyor. Eğer para harcamak istiyorsanız bir spor salonuna gidin! Söz veriyoruz faydasını göreceksiniz.
Yanlış kullanılan göz damlasına dikkat

Göz damlalarının yanlış kullanımı körlüğe kadar gidebiliyor. Memorial Göz Merkezi'nden Op. Dr. Mustafa Temel, göz damlası kullanırken dikkatli olunması gerektiğine işaret ederek “Ne olacak ki, altı üstü bir göz damlası” deyip geçmeyin. Göz damlalarının yanlış kullanımı ciddi görme kayıplarına neden olabilir” dedi.
Göz damlasının usulüne uygun damlatılmamasının, bazen tedavinin etkili olmamasına neden olabileceğini ifade eden Op. Dr. Temel, “Etkili tedavi için, damlanın gözün içine tam olarak girmesi ve damladan sonra bir süre gözün açık tutulması gerekir. Aksi takdirde damla ya hiç göze girmez ya da girmiş olsa bile hızla ve sıkıca gözün kapanması ile dışarı çıkar. Böylece damla yeteri kadar etkili olmaz, hatta tamamen etkisiz kalabilir” dedi.
TANIDIK TAVSİYESİ YERİNE UZMANINA DANIŞIN
Op. Dr. Mustafa Temel yapılan bir diğer yanlışın ise damlaların uzmanına danışılmadan kullanılması olduğunu söyledi. Bazı göz damlalarının üretim amacı dışında kullanılmasının, özellikle de asla kullanılmaması gereken durumlarda kullanılarak son derece olumsuz sonuçlar doğurabileceğini ifade ederek “Hatta görmenin tamamen kaybına bile yol açabilir. Örneğin kortizonların belli bazı kornea hastalıklarında kullanılması, gözün delinmesine bile yol açabilir. Yine örneğin göz bebeğini genişleten damlalar bazen aşırı ve hızlı göz tansiyonu yükselmesine, hastanın büyük sıkıntılar çekmesine ve tedavide büyük zorluklara neden olabilir” diye konuştu.
KORTİZONLU DAMLALARIN UZUN SÜRE KULLANILMASI KATARAKTA NEDEN OLABİLİR
Op. Dr. Mustafa Temel, diğer ilaçlarda olduğu gibi göz damlalarında da bazen yan etkiler görülebileceğinin altını8 çizdi. Özellikle önerilen kullanıma uygun davranılmadığında riskin artacağını belirten Op. Dr. Temel, “Bu yan etkiler ilaçtan ilaca çok değişik olabilir. Örneğin kortizonlu damlaların uzun süre kullanılması göz tansiyonunun yükselmesine, katarakt oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle, göz tedavisi sırasında doktorun önerdiği kullanım şekline uyulmalı ve istenilen kontrollere zamanında gelinmelidir” dedi. Doktor kontrollerinin bir nedeninin de kullanılan ilaçların yan etkilerini takip etmek olduğunu söyleyen Op. Dr. Temel, zamanında kolayca çözüme kavuşturulabilecek bir yan etkinin, kontrole gidilmediği takdirde olumsuz sonuçlara yol açabileceğini de dile getirdi.
Cocuklar nasil beslenmeli?

Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi, normalden sapmaların tespiti yoluyla hastalıkların belirlenmesi ve önlenmesi için gereklidir. Sağlıklı çocuk takibinde düzenli olarak boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri yapılmalıdır.
Her şeyden çok sevdiğiniz bebeğinizin büyümesi, gelişmesi ve sağlıklı bir yaşam sürmesi şüphesiz ona sağlayacağınız imkanlarla mümkündür. Düzenli olarak doktora götürmek, kilosunu ve boyunu ölçtürmek, aşılatmak ve uygun besinlerle beslemek suretiyle iyi gelişmesini ve sağlıklı kalmasını sağlayabilirsiniz. Belirli bir çocukta saptanan değerler normal sınırlar içinde olsa bile, zaman içinde çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar olabilir.
"Çocukluk Çağında Beslenme" adını verdiğim bu kılavuzda, doğduğu andan itibaren 5 yaşına gelinceye dek çocuğunuzun büyüme gelişmesindeki önemli aşamaları esas alarak, beslenme konusunda yol göstermeyi amaçladım. Her şey çocuklarımızın sağlığı için ..
ÇOCUKLUK DÖNEMLERİNE GÖRE BESLENME
0 - 4 Aylık Bebeğin Beslenmesi
4 - 9 Aylık Bebeğin Beslenmesi
9 - 12 Aylık Bebeğin Beslenmesi
1 - 5 Yaş Çocuk Beslenmesi
0 - 4 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ:
Anne sütü mükemmel besin içeriği ile kolay hazmedilir, etkili bir biçimde kullanılır. Bebeğinizi hastalıklardan korur, mamalarla beslenmeden daha ucuza mal olur. Bunun ötesinde emzirmek suretiyle, anne bebek bağının kurulması kolaylaşır, yeni bir gebeliğin gecikmesi ve annenin sağlıklı kalması mümkün olur.
Doğumdan sonraki ilk 4 ayda yalnızca anne sütüyle beslenen bebekler ishal ve zatürree gibi bulaşıcı hastalıklara, alerjik rahatsızlıklara daha az yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. Bu nedenle;
İlk 4 ay bebeğinizi tek başına anne sütüyle besleyiniz. Bu aylarda anne sütüyle birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yeterince yararlanmasını engeller.
Bebeğinizin yalnızca anne sütüyle beslendiği bu dönemde, su kaybına yol açan hastalık halleri dışında ilave su gereksinimi yoktur! Eğer ishal gibi mutlaka su verilmesi gereken bir durum söz konusuysa kaynatılmış su veriniz.
İlk günlerde gelen anne sütü çok besleyicidir. Bebeğinizi istedikçe ve sık sık emzirerek bu sütten yararlanmasını sağlayınız. Anne sütünün artmasını sağlamak için sık emzirme birinci koşuldur. Bebeğinizin emmediği durumlarda, göğsünüzde süt birikimi söz konusu olduğunda tırle adı verilen pompalarla boşaltma işlemi yapabilirsiniz. Bu pompalar hemen her eczaneden kolaylıkla temin edilebilmektedir.
Tüm annelerin sütü yararlıdır. Başlangıçta oldukça koyu olan sütünüz zamanla sulu bir hal alır; bu, anne sütünün genel özelliğidir ve tamamen doğal bir durumdur. Benim sütüm bebeğime yaramıyor gibi sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü her annenin sütü kendi bebeği için özeldir.
Bebeğiniz her beslenmeden sonra az miktarda kaka yapabilir, bu durum bazen yanlışlıkla ishal olarak değerlendirilir. Oysaki altın sarısı renkte, kötü kokmayan, sulu, günde 7 - 8 kereye kadar olabilen bu dışkı tamamen normaldir. Yine aynı özellikleri taşıyan ama 3 günde bir bol miktarda yapılan kaka da normal kabul edilir. Ancak dışkı çok sert ise nedeni araştırılmalıdır.
Göğüs uçlarında meydana gelen çatlaklar genel kanının aksine, temizlikteki yetersizlikten değil, uygun emzirme pozisyonunun ve tekniğinin sağlanamamasından ileri gelir. Bebek, memenin sadece ucunu değil renkli kısmın önemli bir bölümünü bir ağız dolusu almalı, çene ucu meme cildine temas eder vaziyette ve alt dudak dışa kıvrılmış olmalıdır. Bu şekilde bebeğin yanaklarında şişlik oluşur ve yutkunarak annesinin sütünü aldığı kolayca fark edilir. Eğer çatlak meydana gelmişse doğru pozisyonda ve uygun emzirme tekniğiyle sorun kısa sürede halledilir. Beslenme sonrası bir miktar anne sütünün çatlak bölgelere sürülerek kurutulmasının yararlı olduğu düşünülmektedir.
Emziren anneler her zaman bol ve pamukludan yapılma sutyen giymelidirler.
Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemesi tavsiye edilir.
Bebeklerini emziren annelerin iyi beslenmesi anne bebek sağlığı açısından çok önemlidir. Bu nedenle annelerin; günde 2 litre (10 su bardağı) kadar sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto çorbalar, vb.) almaları önerilir.
4 - 9 AYLIK BEBEK BESLENMESİ
Yalnız anne sütüyle beslenen bebeklerde ek gıdalara dördüncü aydan sonra başlanır. 4-6 ay arasında anne sütüyle yeterli büyüme gelişme sağlanıyorsa sadece anne sütüyle beslemeye devam edilir, bu durumda ek gıdalara altıncı aydan sonra başlanır.
Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdalar anne sütünün tamamlayıcısıdır.
Ek Gıdalar:
Çocuğun ayına uygun büyüme ve gelişme sürecini destekleyen, değişik tatlarla tanışmak suretiyle sonraki aylarda kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az olan besinlerdir. Meyve suyu veya meyve püresi, sebze çorbası veya sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel, bisküvi, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde önde gelen ek gıdalardır.
Ek gıdaları kaşık ya da bardakla veriniz.
Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk açken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz. Miktarı daima azdan başlayarak arttırınız.
Yeni gıdaların allerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Bu nedenle aynı gün içinde birden fazla yeni besin denemeyiniz. Şüpheli bir gıdayı kestiğinizde belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz. Bir iki gün sonra yeniden deneyiniz.
Bebeğinizin hoşlanmadığı önemli yiyecekleri zaman zaman yeniden deneyiniz.
Meyve Suyu:
Elma ve şeftali gibi meyvelerin suları taze olarak 1-2 tatlı kaşığı miktarından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Portakal ve mandalina suyunun daha ileri aylarda verilmesi uygun olur.
Sebze Çorbası:
Meyve suyuna başlandıktan iki hafta kadar sonra öğle öğününde verilmek üzere patates, havuç, pirinç ve taze sebzelerden günlük olarak hazırlanır. Bir iki tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş arttırılır. Dört haftalık bir süre içinde tam sebze püresine geçilir.
1. Hafta (sebze çorbası): 3-4 su bardağı su, 2 orta boy havuç, 1 orta boy patates 45 dakika kapaklı kapta pişirilir. Tel süzgeçle hiç ezmeden suyu bir başka kaba alınır. Bir çay kaşığı irmik ilavesiyle tekrar 5-10 dakika pişirilir. Sıvı miktarı 200 gram olacak şekilde ayarlanır.
2. Hafta (basit sebze püresi): Aynı şekilde pişirilir. Havuç ve patatesler tel süzgeçten tamamen ezilerek püre olarak geçirilir. Bu pürenin içine yine irmik katılarak mamanın hazırlanması tamamlanır.
3. Hafta (karışık sebze püresi): Havuç ve patatesin yanına 1 çay kaşığı pirinç ve her gün bir yenisi ilave edilmek üzere mevsimlik sebzeler eklenir. Örneğin ilk gün 3-4 yaprak maydanoz, ertesi gün maydanoz ve bir kaç yaprak ıspanak, sonraki gün ilaveten dörtte bir enginar, daha sonra dörtte bir domates gibi .. Tel süzgeçten ya da blenderden geçirilerek elde edilen püreye yine bir çay kaşığı irmik eklenerek 5 dakika daha pişirilir.
4. Hafta (tam sebze püresi): Ayrıntılarıyla anlattığım şekilde hazırlanan püreye 1 çay kaşığı zeytin yağı veya pastörize tereyağı katılır.
Altıncı aydan itibaren sebze çorbası ya da püresine 1 yemek kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş yağsız sinirsiz dana) eklenmelidir.
Muhallebi:
Sebze püresinden 1-2 hafta kadar sonra genellikle 5. aydan itibaren akşam (gece değil) öğünü olarak verilir. 1 su bardağı süt, bir tatlı kaşığı pirinç unu, 1 tatlı kaşığı toz şekerle yapılır. Soğuk sütün bir kısmıyla pirinç unu iyice ezilir, kalan süt eklenir karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirmeye yakın şeker eklenir. İlk günlerde süt sulandırılabilir.
Yoğurt:
Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutulur. 1 litre süt içine bir çorba kaşığı yoğurt 1-2 kaşık sütle sulandırılarak eklenir, yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcaklığını koruyabilecek şekilde 3-4 saat bekletilir. Bir kase kadar ikindi öğünü olarak verilir.
Kahvaltı:
Çocuk altı ya da yedi ayını bitirdikten, sebze püresi, muhallebi, yoğurt gibi gıdalara iyice alıştıktan sonra kahvaltılara başlanır. Süt, beyaz peynir, reçel, pekmez, ekmek veya bebe bisküvisi başlıca malzemelerdir. Tuzu alınmış bir parça beyaz peynir ve reçel sütle ezilir. Karışıma ekmek içi katılır. Bu amaçla 3-4 bebe bisküvisi kullanılabilir. Kahvaltıya önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır, miktarı giderek arttırılır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle bir yaşından önce tercih edilmez. İstenirse 1 çay kaşığı yağ eklenebilir. Bir süre sonra peynir, reçel, yağ ve ekmek sütten ayrı olarak verilebilir.
Yumurta:
Katı olarak pişirilmiş yumurtanın sarısı 1 çay kaşığı miktarından başlanıp giderek arttırılmak suretiyle kahvaltıya ilave olarak verilir. Bir haftanın sonunda bebeğiniz bir tam yumurta sarısı yiyebilir. İyice alışmış olan çocuklara yumurta kayısı kıvamında verilebilir. Yumurtanın beyazının bir yaşında önce verilmesi genellikle tercih edilmez.
Tahıllı Çorbalar:
Mercimek, yoğurtlu yayla, acısız tarhana çorbası gibi gıdalar, taze sebze çorbalarına alıştırılmış olan bebeklere 7. aydan sonra değişik tatları öğretmek amacıyla verilebilir.
Köfte:
Sebze çorbasıyla birlikte, yağsız sinirsiz üç kez çekilmiş dana kıymasından baharatsız olarak hazırlanmış 1-2 köfte 6. Aydan itibaren verilebilir.
Balık ve Tavuk:
Bebeğiniz yedi sekiz aylık olduğunda kıymaya alternatif olarak püre halinde öğle öğününde tavuk ve kılçıksız balık eti verebilirsiniz.
Karaciğer:
Kuzu ciğeri tercih edilir. Az tuzlu suda haşlanır, zarı çıkarılır, rendelenerek balık ve tavuk etleriyle dönüşümlü olarak sebze çorbalarıyla birlikte verilir.
Çay:
Çayın besleyici hiç bir değeri yoktur. Aksine diğer gıdaların besleyici değerini düşürür, barsaklardan demir emilimini bozarak kansızlığa yol açabilir. Bu bakımdan süt çocuğu beslenmesinde yeri yoktur.
6-8 AYLIK BEBEKTE BESLENME ŞEMASI:
1. Öğün (saat 06.00-07.00)
Kahvaltı + Anne Sütü
Ara Öğün (saat 09.00-09.30)
Meyve Suyu
2. Öğün (saat 11.30-12.30)
Et + Sebze Maması + Anne Sütü
Ara Öğün (saat 15.30-16.00)
Yoğurt + Meyve Püresi + Ekmek
3. Öğün (saat 18.30-19.30)
Sütlü Muhallebi + Anne Sütü
Gece Öğünü
Anne Sütü (1-2 kez)
Anne sütü verilmeyen bebeklerde bunun yerine uygun şekilde hazırlanmış hazır mama verilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hiç bir mama anne sütünün tam olarak yerini tutamaz. Bu nedenle bebeğinizi kendi sütünüzle beslemek için olabildiğince gayret gösteriniz.
9-12 AY ARASI BEBEĞİN BESLENMESİ:
Çocuğunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazırlamanıza gerek yoktur. Yetişkinler için pişirilen tüm ev yemekleri az yağlı püreler halinde bebeğe verilebilir.
Örnek Mönü:
Sabah: Kahvaltı
1 Bardak şekersiz süt
1 Yumurta sarısı
1 Tatlı kaşığı reçel ya da pekmez
1 Çay kaşığı yağ
1 İnce dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi
Ara: Meyve püresi
Öğle: Kıymalı sebze püreleri
Dolma içleri, sebzeli köfteler
Kuru baklagil püreleri
Bir dilim ekmek içi (sebzelerle)
Akşam: Muhallebi (veya öğle öğünün aynısı)
Sebze olarak bakla ve patlıcan bebek beslenmesinde tercih edilmez. Bir yaşına basan bebekler aile sofrasına oturtulur, kendi kendine yemesi için teşvik edilir. Diğer sütlü besinlerin yanı sıra günde bir bardak süt içmesine özen gösterilir.
1-5 YAŞ ÇOCUK BESLENMESİ:
Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.
Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.
Bu dönemde de çocuklar günde dört öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler .. unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.
Ülkemizde en sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyuyla beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.
Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır.
Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır. Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı olabilir. Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.
Günde bir iki kez meyve yenmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.
Günde bir iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır. Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.
Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir.
Diyabetlilere stres yöntemi

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesinden emekli oluncaya kadar 23 yıl boyunca diyabet diyetisyeni olarak çalışan Doç. Dr. Emel Özer, diyabetlilerin, beslenme tedavisi uygulamadığı sürece kan şekerini düzenli tutup, sağlıklı bir diyabetli olarak yaşamasının mümkün olmadığını bildirdi.
Halen KKTC Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüten Doç. Dr. Özer, karbonhidratların kan şekeri düzeyini etkileyen en önemli besin maddesi olduğunu vurguladı.
Kan şekerinin sürekli yüksek olmasının diyabette komplikasyon denilen birtakım yan hastalıklara neden olduğunu anlatan Özer, “O nedenle diyabet tedavisinde amaç komplikasyonları önlemek, kan şekerini düzenli tutmaktır” dedi.
Bunu sağlamak için gerekli sacayaklarını “beslenme, ilaç ve insülin şeklindeki medikal tedavi, egzersiz, hareketli bir yaşam ve tüm bunlarla birlikte diyabet bilgisi ve eğitimi”nin oluşturduğunu belirten Özer, şöyle konuştu:
“Beslenme de eğitimin bir parçası. Beslenmede eğer yediklerinize, özellikle yediğiniz karbonhidratlara dikkat etmezseniz kan şekeri kontrolünü sağlama şansınız yok. Beslenme o sacayağında çok önemli. Kişi isteği kadar en iyi ve uygun olan ilacı veya insülini kullansın, beslenme tedavisini uygulamadığı sürece, o ilaçla veya yaptığı insülinle kan şekerini düzenli tutup, sağlıklı bir diyabetli olarak yaşaması mümkün değil.”
Diyabette, karbonhidrat sayımının 1994 yılından sonra üzerinde önemle durulduğunu belirten Özer, o yıllarda yayınlanan Diyabet Kontrol ve Komplikasyonları Çalışması bulgularının da diyabette hem ekip tedavisi, hem de karbonhidrat sayımının önemini gösterdiğini ifade etti.
Yine bu yılın başında ABD Diyabet Birliği'nin yayınladığı öneriler dizisinde, kanıta dayalı beslenme tedavisi önerisi yapıldığını ifade eden Özer, “Orada diyor ki, diyabetli birey yediklerini karbonhidrat sayımına göre yapmalı, yediklerinin içindeki karbonhidrat miktarını hesaplamasını ve kaç gram karbonhidrat aldığını bilmeli. Eğer insülin kullanıyorsa dozunu buna göre yapmalı” dedi.
Türkiye'de diyabetle ilgili çok fazla kitap bulunmaması nedeniyle hasta ve hasta adaylarına yönelik olarak karbonhidrat sayımının anlatıldığı ve bir ilk niteliğinde olan “Diyabetliler İçin Hayatı Kolaylaştırma Kılavuzu” adlı kitap hazırladığını kaydeden Özer, kitabın içinde bine yakın besin, içecek ve Türk mutfağından çeşitli yemeklerin sağladığı enerji, karbonhidrat, lif ve yağ miktarlarının yer aldığını söyledi.
“Bir diyabetlinin öncelikle karbonhidrata dikkat etmesi gerektiğini bilmesi gerekiyor. Su gibi ayran içiyor, ayranda karbonhidrat olduğunu bilmiyor” diyen Özer, genelde diyabetlilere daha önceden hazırlanmış bir diyet listesi verildiğini ifade etti.
Hastaların beslenme alışkanlıklarını gazetede yer alan ya da koçandan kopartılarak verilen bir diyet listesiyle kazanamayacağına işaret eden Özer, “Sağlıklı beslenme hepimiz için çok önemli. Ancak diyabetlilerin kan şekerini kontrol altına alarak sağlıklı beslenmeleri gerekiyor. Onun için diyabetlilere diyoruz ki, 'Amacımız sağlıklı beslenme ama buradaki öncelikli konumuz karbonhidratları size öğretmek. Yağ, protein, vitamin, öğün zamanı da çok önemli. Ancak bu önemde öncelik karbonhidratların'. Karbonhidrat sayımı, diyabetli bireyi diyet yapma zorunluğundan ve stresinden uzaklaştıran, yaşam kalitesini artıran bir öğün planlama yöntemidir” diye konuştu.
Her diyabetlinin enerji ihtiyacının farklı olduğunu, ancak gün içinde alması gereken karbonhidrat miktarının hiçbir zaman 200 gramın altına düşmemesi gerektiğini vurgulayan Emel Özer, “Üst sınır ise kişiye göre değişir. Onun için en fazla alması gereken miktarları mutlaka çalıştığı diyetisyenle saptaması lazım” dedi.
Kitapta, açma, poğaça, pilav, irmik, çeşitli çorbalar, çikolata, dondurma gibi pek çok yiyeceğin kase, bardak ve adet ölçüsü bakımından karbonhidrat miktarı ile düşük karbonhidratlı yemek tarifleri de yer alıyor.
40 kilo zayıflatan yöntem Türkiye'de

Bu yöntemle 1 saatte 1 kilo vermek mümkün.. Fransa'da uygulanmaya başladığı anda zayıflama ve bölgesel incelmede büyük ses getiren Lipodissolution (LDS) tedavisi artık Türkiye'de...
Fransa'da uygulanmaya başladığı anda zayıflama ve bölgesel incelmede büyük ses getiren Lipodissolution (LDS) tedavisini Kardiyovasküler Anestezi Reanimasyon ve Beslenme Uzmanı Dr.İsmail Ağar Türkiye'de de uygulamaya başladı.
Dr. Ağar "LDS tedavisinin ozon sauna ile kombinasyonu sayesinde 40 kilo veren hastalarımız var" dedi.
Dünya gündemini, savaş, sigara kadar meşgul eden şişmanlık ve getirdiği sorunlarla mücadele adına neredeyse tüm sağlık sektörü harıl harıl çalışıyor.
Aç kalan ruhumuzun gıdalarla doymayacağını bilsek de yeme içgüdümüzü frenleyemiyoruz. Neyse ki konunun uzmanları konuda oldukça gayret sarfediyorlar. Fiziksel güzelliklerine ve inceliklerine bağlılıkları ile tanınan Fransızlar'ın bulduğu yeni bir yöntem zayıflama alanında çok ses getirdi ve kısa sürede de ünlendi. bu çarpıcı buluşu Türkiye'ye getiren Kardiyovasküler Anestezi Reanimasyon ve Beslenme Uzmanı Dr. İsmail Ağar sorularımızı yanıtladı.
YAĞLARI C VİTAMİNLERİ PARÇALIYOR
Hemen her hanımın başlıca iki sorunu selülit ve bölgesel fazlalıklardır ama günümüzde erkekler de kiloları ile savaşmaya başladı. Uygulamaya başladığınız son yöntemle ilgili bilgi alabilir miyiz?
Büyük ses getiren Lipodissolution tedavisi her türlü kilo verme ve bölgesel incelme çabalarına rağmen bölgesel vücut yağlarında azalma olmayanlara mükemmel çözüm getiriyor.
Tedavi özellikle karın yan bölgeleri, göbek, diz içleri basen yanları ve gıdı bölgelerindeki yağların parçalanmasında çok etkili. Yağ hücrelerinin iç ve dış ortamı arasında konsantrasyon farkı oluşturarak yağ hücrelerinin parçalanmasını sağlayan Lipodissolution tedavisi kilo vermesine rağmen hala istediği bölgelerde incelme sağlayamayanlar için yeni ve oldukça etkili bir tedavi.
C vitamini ve benzeri ilaçların sınırlı ve küçük enjeksiyonlarla sorunlu bölgelere uygulanmasına dayanan işlem sonunda parçalanan yağ hücreleri suya dönüşerek idrar ve ter gibi yollarla vücuttan atılıyor. Klinik çalışmaları hastalar üzerinde mi yapılmış? Evet. Tedavi ile ilgili olarak Fransa'da yapılan klinik çalışmada; yaşları 18 ile 45 yaş arasında değişen 133 kadın seçildi ve 6 hafta boyunca haftada 1 defa lipodissolution tedavisi uygulandı.
Hanımlara herhangi bir diyet uygulanmadan yapılan tedavi sonucunda karın ve basen çevrelerinde ciddi ölçüde incelme saptanırken yapılan ekografik tetkiklerinde bölgesel yağlarında %30 oranında azalma tespit edildi.
HER SEANSTA 400 KALORİ
Yöntem tek başına mı uygulanıyor, destekleniyor mu? Sıklıkla bayanların gündemini meşgul eden selülit ve kilo probleminde LDS tedavisinin ozon sauna ile kombinasyonu etkili sonuçlar yatarıyor. Hücrelerin daha iyi oksijenlenmesini sağlayan ve ayrıca her seansta 200 ila 400 kalori yaktıran Ozon sauna uygulamasının bölgesel yağ parçalayıcı Lipodissolution ile kombinasyonu kişilerin metabolizmasını hızlandırma ve düzenleme etkisine sahip.
Bu tedaviyle 40 kiloya kadar veren hastalar olduğunun da altını çizmeliyim. Bütün bu yöntemleri uyguladığı halde yerleşik ve bir hastalığa bağlı kilo sorunu olanlar için farklı bir şey var mı? Elbette. Artık metabolizma hızını kolayca ölçmek mümkün biliyorsunuz.
Bugüne kadar ancak çok sınırlı şartlarda ve zorluklarla ölçülen metabolizma hızını yeni geliştirilen teknikle oksijen tüketimi hesaplanarak kolayca ölçüyoruz. Böylelikle kilo problemi yaşayanlar metabolizma hızlarını öğrenebiliyor. Aynı sistem bilgisayar kontrollü programıyla ayrıca bu kişilerin metabolizma hızlarına göre diyet programları da sunuyor. Metabolizma hızı düşük insanlarda başta tiroid bezi kontrolü olmak üzere tetkikler gerekiyor. Ve probleme göre tedaviler gerekiyor. Ayrıca ozon oksijen sauna uygulamalarının da bu kişilerde metabolizma üzerinde çok olumlu sonuçları var.
OKSİJENLE 1 SAATTE 1 KİLO VERİLİYOR
Bu anlattığınız yöntemlerin dışında zayıflama tedavisinde 'şok' diye tanımlayabileceğimiz başka bir yöntem var mı? Araştırmayı ve yenilikleri ülkeme taşımayı seviyorum. Pek çok yöntem var elbette. Mesela bir tanesinin temeli oksijen tedavisine dayanıyor. Bu tedavi yöntemiyle doktor kontrolünde bir saatte bir kilo veriliyor. Etkili medikal ve spa teknolojilerini kombine eden oksijen tedavisi, ısı terapisi, yatıştırıcı sistemi, aromaterapi ve ses terapisini aynı anda uygulayarak metabolizmayı harekete geçiriyor.
Uygulama sonrasında vücutta su tutulumu azalıyor ve cilt temizlenmiş oluyor. Ayrıca kas dahil pek çok ağrı ve acı da sona eriyor. Sistemin bir diğer etkisi de selülitleri ortadan kaldırması. Aslında kombine bir spa sistemi olan bu tedavi, metabolizmayı hızlandırıp kalori tüketimini artırarak zayıflamayı gerçekleştiriyor. Bunun yanı sıra stres ve endişe hislerini ortadan kaldırıyor. Bakıma dahil edilen oksijenle zihin daha sağlıklı hale gelirken moral ve konsantrasyon artışı gerçekleştiriyor.