Kanserden korunmak için özellikle hücre yenilenmesine yardımcı olan C, E ve A vitamini içeren meyve ve sebzelerin bol tüketilmesi gerekiyor. Vitaminler, haplar yerine, sebze ve meyvelerden alınmalı...
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gamze Çan, dünyada ve Türkiye’de en sık görülen kanser türlerinin erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanseri olduğunu belirtti.
Beslenme faktörlerinin kansere yol açtığına dikkati çeken Prof. Dr. Gamze Çan, aşırı kırmızı et ve yağlı yiyecek tüketiminin kalın bağırsak kanseri, aşırı tuz tüketiminin ise mide kanserine neden olduğunu ifade etti.
Kanserden korunmak için kansere yol açan faktörlerden uzak durulması gerektiğini vurgulayan Çan, “Sigara ve alkolden uzak durmalı, güneş ışığının dik geldiği saatlerde özellikle küçük çocukları güneşten korumalıyız” dedi.
Günde 5-6 öğün taze meyve ve sebze tüketilmesi gerektiğini dile getiren Çan, şöyle devam etti:
“Özellikle C, E ve A vitamini içeren meyve ve sebzeler bol tüketilmelidir. Bu vitaminler hücrelerin yenilenmesine yardımcı olur. İşlenmemiş tahılları, lifli yiyecekleri, zeytinyağını, tatlılardaki şekerler yerine meyvelerdeki şekeri, rafine şeker yerine ise bal ve pekmezi tercih etmeliyiz. Beyaz şeker sadece insanlar için değil bütün canlılar için zararlıdır. İlk bir sene bebeklere verilen yemeklere tuz koyulmamalı. Bebeklere kesinlikle beyaz şeker verilmemeli, bunun yerine yiyeceklerine bir kaşık bal ya da pekmez katılmalıdır. Çocuklar beyaz şeker yerine diğer şekerlere alıştırılmalıdır.”
Prof. Dr. Çan, salamura, turşu ve tuzlu yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini de vurgulayarak, “Sucuk, salam gibi işlenmiş et ürünlerinde uzun süre dayanmaları için kimyasal dolayısıyla kanserojen maddeler bulunmaktadır. Bu nedenle bu ürünlerden de uzak durulmalıdır. Yiyeceklerdeki katkı maddelerine dikkat edilmelidir. Tatlandırıcılar, soslar, konservelerde katkı maddeleri bulunmaktadır. En zararsız denilen katkı maddesi bile zararlıdır” diye konuştu.
Besinlerin hazırlanmasına da dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Çan, yiyeceklerin kömür ızgarasında pişirilmemesi, tekrar tekrar kaynatılmaması, yüksek ısı yerine düşük ısıda, besinin C ve E vitamini gibi antioksidan özelliğinin bozmadan pişirilmesi gerektiğini kaydetti.
“VİTAMİNLERİ SEBZE VE MEYVELERDEN ALIN”
Vitaminlerin haplar yerine sebze ve meyvelerden alınması gerektiğine dikkati çeken Çan, “Vitamin hapları, kimyasal formdaki vitaminlerdir. Her şeyin doğal olanı sağlıklıdır. Sağlıklı bir kişinin, vitamini sebze ve meyve tüketmek yerine vitamin tabletinden almasını asla önermiyoruz” diye konuştu.
Gamze Çan, kanserden korunmak için düzenli olarak fiziksel egzersiz yapılması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Çocuklar ve gençlerin haftada en az 5 gün 1’er saat, yetişkinlerin ise yarım saat düzenli egzersiz yapması şart. Yürümek istemiyoruz, her yere araçla gidiyoruz. Alışverişlerimizi, banka işlemlerimizi internette yapıyor, hatta gazetemizi bile bilgisayar başında okuyoruz. Büyüklerimizin her şeyi yediklerini ancak sağlıklı olduklarını söylüyoruz. Eskiden insanlar tarlada, bahçede çalışarak yediklerini yakıyorlardı, bir denge vardı. Biz ise yeme alışkanlığını sürdürüp, yakmayı bırakıyoruz. Sonra kilo vermek için saçma sapan rejimler yapıp sağlığımızı kaybediyoruz.”
KANSERE YOL AÇAN DİĞER FAKTÖRLER
Kanserde genetik faktörlerin rol oynadığını, meme, mide ve kalın bağırsak kanserlerinin bazı ailelerde daha sık görüldüğünü ifade eden Çan, ailesinde meme kanseri olan kadınların, mutlaka düzenli taramalardan geçmesi gerektiğine dikkati çekti.
Katran, deterjan gibi kimyasal maddelerin kanserlerin yüzde 4’ünde etkili olduğuna işaret eden Çan, “Deterjanlar çevreyi de, bizi de kirletiyor. Daha ekonomik diye tercih ettiğimiz deterjanlar yeterince durulanmadığı, özellikle de soğuk suyla yıkandığında, sıcak yemekte çözünmekte ve yediklerimize karışmaktadır. Bu nedenle deterjan kullanımı sınırlı tutulmalı ve dikkatli olunmalıdır” dedi.
Çan, hava kirliliğinin, sigara ile birleştiğinde kanserlerin yüzde 10’unda etkili olduğunu da söyledi.
Doğru beslenme, kanserden korunmada önemli
Gıda boyaları Avrupa’da yasaklanacak

Bir araştırmanın sonucunda 6 adet gıda boyasıyla çocuklardaki hiperaktivite arasında bağlantının ortaya çıkarılmasından sonra, Avrupa çapında bu suni boyaların yasaklanması isteniyor.
Gıda boyalarının kullanımının tamamen yasaklanabilmesi için AB’nin karar alması gerekiyor. İngiliz Gıda Güvenliği Ajansı da bu suretle, İngiliz bakanlardan gelecek yıla kadar bu boyaları gönüllü olarak satıştan kaldırmalarını istedi.
İngiltere’de geçen yıl yapılan araştırmada, katkı maddesi kullanılan içecek tüketen çocukların konsantrasyonlarını kaybettiği ve hiperaktiviteye yol açtığı rapor edilmişti.
Araştırmanın yapıldığı dönemde hiperaktif çocukların ailelerini, renkli ürünlerin tüketiminin olası risklerinden haberdar olmaları yolunda uyaran Gıda Güvenliği Ajansı, bu konuda daha güçlü tavsiyelerde bulunmamakla eleştirilmişti. Ancak ajansın bugün yapılan yönetim kurulu toplantısında başkan Dame Deirdre Hutton, ellerindeki kanıtın, bu boyaların gıdada kullanılmamasının akıllıca olacağını gösterdiğini söyledi.
AB geçen yıl, çocuklarda hiperaktivite seviyesi ile gıdalardaki koruyucu ve katkı maddelerinin tüketimi arasında ilgi kuran İngiliz bilimsel araştırmasını değerlendirme kararı almıştı.
İngiltere’de yapılan ve prestijli tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan araştırmada, gıdalara konan koruyucu ve renklendiricilerin çocuklarda hiperaktivite seviyesini yükselttiği belirlenmişti.
Southhampton Üniversitesinde yapılan araştırmada bilim adamları, bir grup çocuğun bir bölümüne gıdalarda bulunan koruyucu ve katkı maddelerinden hazırlanmış bir kokteyl, bir bölümüne de sadece meyve suyu vererek, çocukların davranışlarını gözlemlemişlerdi.
İngiliz Gıda Güvenliği Ajansı yönetiminde yapılan araştırmayı yürüten bilim adamlarına göre, elde edilen sonuçlar, daha önce dikkat toplama bozukluğu olan hiperaktivite rahatsızlığı bulunan çocuklar üzerinde yürütülen çalışmaların sonuçlarını doğruluyor.
Araştırmanın başındaki Profesör Jim Stevenson ve meslektaşları, koruyucu ve katkı maddelerinin 3 ve 8-9 yaşları arasındaki çocukların hiperaktif davranışları üzerinde olumsuz etkisi bulunduğunu saptadıklarını belirterek, “Bulgular, bu maddelerin sadece hiperaktivite rahatsızlığı bulunan çocuklar üzerinde değil, tüm çocukların davranışları üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini gösteriyor” şeklinde açıklamada bulunmuştu.
3 yaşında 153 ve 8-9 yaşlarında 144 çocuk üzerinde yapılan araştırmada kullanılan katkı ve koruyucu maddeli kokteyller, sodyum benzoat (AB normlarına uygun E221) ve E110, E122, E102, E124, E104 ve E129 gibi çeşitli renklendiriciler içeriyordu.
Çocuklarda hiperaktivite, konsantrasyon eksikliği ve özellikle okumada öğrenme zorluğuyla ortaya çıkıyor.
ABD’de 25 yılda hiperaktivite rahatsızlığı bulunan çocuk sayısı üçe katlanarak 2001-2002 yıllarında 2,84 milyona ulaşırken, Fransa’da da son verilere göre her 400 çocuktan biri hiperaktivite ilacı Ritaline alıyor.
Vitamin hapları erken ölüm riskini artırabilir

A, C ve E vitaminleri sağlığa yarar sağlamadığı gibi erken ölüm riskini artırabiliyor. Uzmanlar, vitamin alınırken dengeli beslenmeye de özen gösterilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
İngiliz Daily Mail gazetesinin internet sitesindeki habere göre, uluslararası alanda saygın bir grup bilim adamı, 230 bin kişiyi kapsayan 67 araştırmayı inceleyerek antioksidan A, C ve E vitaminlerini almanın “sağlığa katkıda bulunduğu yönünde ikna edici hiçbir delil bulunmadığı” sonucuna vardılar.
Beta karoten, A, C ve E vitaminleri ile selenyum kullanımı üzerinde yapılan derinlemesine analizde, vitaminlerin ömrü uzatmadığı gibi ölüm oranını artırabileceği belirlendi.
Ölüm oranını A vitamininin yüzde 16, havuç, domates ve brokolide bulunan bir pigment olan ve vücudun A vitaminine dönüştürdüğü beta karotenin yüzde 7 ve E vitamininin yüzde 4 artırabileceği belirtilirken, C vitamininin önemli zararlı etkisinin saptanmadığı kaydedildi.
Araştırmadan, “antioksidanları kullanan sağlıklı insanlarda bazı hastalıkların önlendiği veya hasta insanların bunları kullanarak daha iyi oldukları yönünde kanıt olmadığı” sonucu çıktı.
Selenyum ve C vitaminiyle ilgili daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu ifade edildi.
Antioksidanlar, metabolizmanın normal çalışması sırasında vücut tarafından üretilen moleküller olan serbest radikallere karşı koruma unsuru oluşturuyor. Serbest radikaller hastalık, yaşlılık veya zehirli maddelere maruz kalma sonucunda kontrolsüz bir şekilde artarsa vücuda zarar verebiliyor.
C vitamini gibi antioksidanların, serbest radikalleri etkisiz hale getirerek sağlığa yarar sağlayacağı düşünüldüğü için birçok insan bunları “sağlık sigortası” gibi görüyordu.
Daha önce yapılan araştırmalardan, vücutta antioksidan seviyesinin artmasının hayatı uzatabileceği sonucu alınmıştı. Bazı araştırmalarsa bunların yararı veya zararı bulunmadığını, hatta zararlı etkisinin olabileceğini göstermişti.
Bununla birlikte, bu son araştırmada antioksidanların neden sağlığa zararlı olabildiği yönünde biyolojik bir açıklama getirilmezken, örneğin beta karotenin vücudun yağları kullanımına müdahale edebildiği belirlendi.
Araştırma, sağlık alanında yapılan çalışmaları değerlendiren uluslararası bir kuruluş olan Cochrane Collaboration tarafından yayınlandı.
Yüksek enerjili beslenen kadınların oğlu oluyor

Enerji bakımından zengin besinler alan kadınların erkek çocuk doğurma olasılığı daha yüksek olabilir...
İngiltere’deki Exeter Üniversitesinden Fiona Mathews ve ekibi, annenin beslenme şekli ve bebeğin cinsiyeti arasındaki ilişkiyi araştırdı.
740 hamilenin, gebelikten önce ve gebelik sırasındaki beslenme alışkanlıklarını inceleyen bilim adamları, ilk çocuğuna gebe kalan ve bebeğin cinsiyetini bilmeyen bu kadınları hamile kalırken, kalori desteklerine göre 3 gruba ayırdı.
Enerji desteğini en fazla alan kadınların yüzde 56’sının erkek, en az alanların yüzde 45’ininse kız bebek dünyaya getirdiği görüldü.
Araştırmada, kahvaltıda tahıl tüketimi, potasyum, kalsiyum, C, E ve B12 vitaminleri bakımından daha zengin ve daha çeşitli besin tüketimi ve erkek çocuk doğurma arasında güçlü bir ilişkinin olabileceği de ortaya çıktı.
Mahthews, “bu çalışmaların, genç kadınların az kalorili beslenme tarzını tercih ettiği gelişmiş ülkelerde neden erkek oranının azaldığını açıklamaya yardımcı olabileceğini” söyledi.
Son 40 yılda sanayi ülkelerinde erkek bebek sayısının az da olsa azaldığı gözleniyor. Bu düşüş, tüketim ürünlerindeki kimyasal maddelere bağlanıyor. Bununla birlikte araştırmacılar, gelişmiş ülkelerdeki genç kadınların değişen beslenme alışkanlıklarının da bu düşüşü açıklayabileceğini belirtti.
Kahvaltı alışkanlığının gelişmiş ülkelerde neredeyse ortadan kalktığını söyleyen araştırmacılar, ABD’de kahvaltı yapan erişkinlerin oranının, 1965’te yüzde 86 iken 1991’de yüzde 75’e düştüğünü vurguladı.
Araştırmacılar, kahvaltıyı atlamanın normal gece açlığı süresinin uzamasına, bu nedenle glikoz seviyesinin düşmesine neden olabileceği görüşünü savunuyor. Daha önce laboratuvarda yapılan araştırmalar, glikozun erkek bebek dünyaya getirme olasılığını artırabileceğini göstermişti.
Araştırma, “Proceeding of the Royal Society” dergisinde yayımlandı.
Çimlenmiş patates, zehirliyebilir

Çimlenmiş patatesteki “solanin” adlı toksik madde gıda zehirlenmelerine neden olabiliyor. Bu durum ise baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, karın ağrısı ile ishal gibi belirtilerle kendini gösteriyor...
Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Diyetisyen Doç. Dr. Nurten Budak, havaların ısındığı bu günlerde, kış aylarında stoklanan patates ve soğanların, uygun nem ve ışık bulunca çimlenmeye başladıklarını belirtti.
Patateste çimlenmeyle ortaya çıkan yeşilimsi tabakanın insan sağlığı için son derece zararlı olduğunu bildiren Budak, şu bilgileri verdi:
“Bu yeşillenmeyle birlikte ‘Solanin’ adı verilen toksin madde ortaya çıkarır. Solanin içeren patatesin tüketilmesi de besin zehirlenmesine neden olur. Solanin adlı toksininin neden olduğu besin zehirlenmesi, patates tüketiminden birkaç saat sonra kendisini göstermeye başlar. Bu durumda baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, karın ağrısı ile ishal gibi belirtiler görülebilir. Zehirlenen kişi en yakın sağlık kuruluşuna götürülmeli.”
Patatesin, hangi ortamda saklanırsa saklansın, çok uzun süre bekletildiği zaman yapısı gereği çimlendiğine dikkati çeken Doç. Dr. Budak, özellikle havaların ısındığı bu mevsimde, patates için uygun saklama ortamları bulmanın zorlaştığını kaydetti.
SOĞUK, NEMSİZ VE IŞIKSIZ ORTAMDA SAKLANMALI
Çimlenmenin neden olduğu sorunların önlenmesi için patatesin saklama süresinin kısa tutulması gerektiğini vurgulayan Budak, “Patates ne kadar soğuk, nemsiz ve ışıksız ortamda kalırsa o kadar süre çimlenmeden kalabilir, ancak yapısı gereği bir süre sonra çimlenmeye başlar. Şartlar ne olursa olsun patates bahar aylarında çimlenmeye başlar. Herşeye rağmen çimlenen patates tüketilecekse, patatesin mutlaka çimlenen bölümleri ve yeşilimsi tabaka iyice kesilmeli, soyulan patatesten dikkatlice ayrılmalıdır” diye konuştu.
Bilgisayar başında çalışanların hastalığı

“Karpal Tünel Sendromu” (elde sinir sıkışması), eskiden ev kadınlarında görülüyordu, şimdi ise bilgisayar kullanıcılarının hastalığı oldu. Nöroşirürji Uzmanı Doç. Dr. Başar Atalay, bu hastalığa yakalananların sayısının hızla arttığını söylüyor.
El bileğinin bir hastalığı olan Karpal Tünel Sendromu, eldeki sinirin sıkışması ile ortaya çıkıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Nöroşirürji Uzmanı Doç. Dr. Başar Atalay, bu hastalığın özellikle kadınlarda çok sık görüldüğünü belirterek ”Karpal Tünel Sendromu, İngiltere’den literatüre çamaşırcı kadın hastalığı olarak girmiş bir hastalıktır. Eskiden devamlı ev işi yapan kadınlarda çok görülüyordu ama günümüz toplumunda elini çok fazla kullanan kişilerde örneğin bankacı hastalarımızda, müzisyenlerde sık rastlıyoruz” dedi.
Doç. Dr. Atalay, bu hastalığın belirtilerini ise şöyle sıralıyor: “Avuç içinde bir uyuşma ve ağrı oluşuyor. Bu uyuşma ile ağrı bazen uykudan uyandıracak kadar rahatsız ediyor. Bu kişiler genellikle uyuşma nedeniyle ellerini sallarlar. İlerlediği durumlarda hayat kalitesini bozan bir hastalıktır.”
Ödem nedeniyle de bu hastalığın oluştuğuna dikkat çeken Doç. Dr. Atalay, guatr ve şeker hastaları ile yumuşak doku rahatsızlığı olanlarda, böbrek yetmezliği hastalarında, romatizmal hastalıklarda da bu hastalığa rastlandığını belirtiyor.
ADALE ERİMESİNE DİKKAT!
Karpal Tünel Sendromu’nun hafif, orta ve ağır olmak üzere üç seviyede ortaya çıktığını söyleyen Doç. Dr. Başar Atalay, hastalığın tedavisini de şöyle anlatıyor:
“Hafif düzeydeyse istirahatle düzelebiliyor ama orta ve ağır vakalarda uzun süre içinde düzelmeyecek kadar sinir baskısı ortaya çıkabiliyor. EMG (sinir iletim testi) testi ile sinirlerin iletim durumuna bakıyoruz. Elimizde pozitif bir kanıt olması lazım. Sinir iletisi belirli değerlerin altında ise o zaman ameliyat yapılması uygun olur. Kasta erime olabiliyor. O zaman da bir takım ince hareketleri yapmak engellenmiş oluyor. Böyle durumda elde küçük bir kesi açarak oradaki bağ dokusunu sinirin geçtiği yerden gevşetiyoruz. Bunu lokal anestezi ile yapıyoruz. Hasta, hastanede yatmıyor. Bir gün sonra pansuman yapıyoruz. Ortalama bir hafta sonra normal olarak ellerini kullanabiliyorlar. Ağır ev işi yapmak ve valiz taşımak gibi eli zorlayıcı işler yapmamak gerekiyor. Bilgisayar kullananlar için de eli dayamak için kullanılan destek yastıkçıları öneriyoruz.”