Asiri Spor Kadinlari Kisirlastiriyor



Uzmanlar, kadınların uyguladıkları ağır sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdikleri için hamile kalmakta zorlandıklarını belirtti.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, kadınları spor yaparken aşırıya kaçmamaları konusunda uyardı. Yaralı, hamilelere egzersiz olarak sadece yüzmeyi önerdi.

Suya Baliklama Atlama Felce Neden Oluyor



Sığ suya balıklama atlama boyun kırıklarına neden olmakta. Omuriliğin hemen yakınında solunum merkezi bulunuyor. Kırılmaya bağlı omuriliğin birden şişmesi solunum merkezini etkiliyor ve boğulma meydana geliyor. Eğer, kişiyi sudan çıkaracak birisi yoksa boyun kırılması sonucu sığ suda boğularak ölüyor. Sığ suya balıklama atlayan kişi boğulmaktan kurtulsa bile, omurilik kırıklarından dolayı boyundan aşağısı felç oluyor. Her iki durumda da sonuç, trajedi.

Sığ suya atlama vakaları:

1) Çoğunlukla 15-25 yaş arası erkeklerde görülüyor. (Maalesef bu yaş grubu gençler sığ suya balıklama atlamayı önemli bir güç gösterisi olarak görüyorlar.)

2) Gece saat 01.00 da özellikle turistik tesislerde konaklayan tatilcilerin alkol aldıktan sonra ya da öğleden sonra 13.00 da serinleme amaçlı kontrolsüz bir şekilde sığ suya veya havuza atlamaları sonucu gerçekleşiyor.

3) Yanlış ilkyardım uygulamaları sonucu kazazedeler ya felç oluyorlar ya da ölüyorlar.

4) Sığ suya balıklama atlayanların %30’u kısmi veya tam felç oluyor.

Sığ suya atlama vakalarında uygulanması gereken ilkyardım yöntemi ise;

Kazazede 3-4 kişi tarafından taşınmalı. Taşınma sırasında boyun, sırt ve bel omurları hiç bükülmemeli, sağa-sola çevrilmeden yatırılmalı. Normal boğulma vakalarına uygulanan ‘su çıkarma’ yöntemi, sığ su vakalarına uygulanmaz. İlkyardımda önce kişinin ağzı açılır, ağzı tıkayan yosun parçası gibi bir şey varsa çıkarılır. Yaralanmada omurgada ‘gizli’ kırıklar meydana gelebiliyor. Bu nedenle yaralıların mutlaka omurgasında kırık varmış gibi davranılmalı. Boyun omurları kırıldığı halde, omuriliği zedelenmeyen şanslı kişilerin beyin ve omurilik cerrahisi yapılan merkezlere doğru taşınması hayati önem taşımaktadır.

Sığ suya balıklama atlama sonucu boynu kırılarak boğulan kişilere, normal boğulma vakalarındaki ilkyardım yöntemi olan baş aşağı çevrime, silkelenerek su çıkartma asla ve asla uygulanmamalıdır. Çünkü, omurga kırığı oluşmuş ve hala omurilik kesilmemişse, bu silkelenmeden sonra kesiliyor ve kişi felce mahkûm ediliyor.

Kansere Karsi Mucizevi Yontem



Kansere karşı yüksek dozda C vitamini ile çözüm aranıyor..

ABD’deki araştırmalara göre C vitamini, kanserli hücrelerin ürettiği kimyasallarla reaksiyona girerek hastalığın ilerlemesini engelleyip tümörleri küçültüyor

ABD’li bilim adamları, yüksek dozda C vitamininin kanserin ilerlemesini durdurabileceğini açıkladı. Bilim adamları, C vitaminin kanserli hücrelerin ürettiği kimyasallarla reaksiyona girerek asit oluşturduğunu söyledi. “Askorbat” da denilen C vitaminin ürettiği bu asit nedeniyle kanser hücrelerinin ölebileceği de kaydedildi.

Maryland’deki Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde yapılan deneylerde yüksek dozda C vitamini verilen laboratuvar farelerinde beyin, yumurtalık ve pankreas tümörlerinin yarı yarıya küçüldüğü gözlemlendi. Bilim adamları, fareler üzerindeki bu başarılı deney üzerine söz konusu tedavi yönteminin insanlarda da uygulanabileceğini belirttiler.

Hapla olmaz!
Bilim adamları, C vitamini dozajını vücudun toplam ağırlığına göre kilo başına 4 gram olarak belirledi. Bu miktarın vitamin hapları ile elde edilemeyeceği, çünkü sindirim sisteminin belirli bir miktarın üzerinde C vitaminini emmediği bildirildi. Bu nedenle laboratuvar hayvanlarına yüksek dozda C vitamini karın bölgelerine yapılan enjeksiyonla verildi. C vitamini verilen farelerde kanser küçülürken öteki hayvanlarda kanserler hızla yayıldı.

Iste 10 Mucize Yiyecek !



Bu birbirinden yararlı yiyecekleri sofranızdan eksik etmeyin...

Sağlığın doğada saklı olduğunu biliyoruz. Peki sağlığımıza faydalı yiyecekler neler bunları merak ediyor musunuz?

Amerikalı beslenme uzmanı ve yazar Dr.Johnny Bowden'in hazırladığı sağlıklı besinler listesi tam size göre. Bu yiyecekleri sofranızdan eksik etmeyin!

Şalgam: Adeta kırmızı ıspanak gibidir. Doğal kırmızı pigmentleri vücut direncini artırır. Şalgam ısıtıldıkça antioksidan etkisi azalır. Mümkünse çiğ olarak doğrayın ve salatanıza katın.

Lahana: Sülfarofan gibi çok sayıda besleyici ve bağışıklık sistemini güçlendirici madde içerir. Burgerler ve sandviçlerinizin içine bile koyabilirsiniz.

Pazı: Karotenoidler bakımından zengin bu bitki, gözlerde yaşlanmadan kaynaklanan tahribatı azaltır.

Tarçın: Kan şekeri ve kolesterol seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. Çay veya kahvenizin üstüne bir miktar serpip içebilirsiniz.

Nar suyu: Antioksidanlarla dolu bu gıda, tansiyonunuzu düşürecektir. Nar suyunuGünde bir bardak için.

Erik kurusu: Taze erik tadında olmayabilirler ama antioksidan bakımından zengindirler.

Kabak çekirdeği: Kabağın en besleyici kısmıdır. Magnezyum ve yüksek seviyede mineraller içerir.

Sardalya: Konservedeki sağlıklı besin. Omega-3 bakımından zengin ve hiç kurşun içermeyen bir besin maddesi. Kalsiyum ve magnezyum ve yararlı mineraller bakımından çok zengindir ve B vitamini deposudur. İster salatanıza katın, ister sandviç olarak yiyin, isterseniz hardal ve soğanla birlikte tabakta servis yapın.

Safran: Baharatların süperstarıdır. Her türlü sebze yemeğine katabilir veya omlet ve yumurtanızın üstüne koyabilirsiniz. Ateş düşürücü ve vücut direncini artırıcı etkilere sahiptir.

Dondurulmuş yabanmersini: Dondurma işlemi bazı sebze ve meyvelerin besleyici değerlerini azaltır. Ama markette gözünüze çarparsa bu meyveyi pas geçmeyin.

Gunesten Korunmak Icin 40 Faktor Sart



Güney sahillerinde, güneşten korunmak için 40 - 50 faktör korumalı kremleri tercih etmek gerekiyor.

Hava sıcaklığın diğer bölgelere oranda daha fazla hissedildiği güney sahillerini tercih eden tatilcilerin, bronz bir tene sahip olma uğruna güneş ışınlarının yan etkilerinden zarar görmemek için 40-50 faktör korumalı krem kullanması ve bu ürünlerin de ortalama 2,5 saatlik bir etkisinin bulunduğu bilinciyle hareket etmesi gerektiği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, doğadaki tek ultraviyole kaynağı olan güneşin faydalarının yanı sıra zararlarının da olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.

Memişoğlu, vücudun D vitamini gereksiniminin büyük ölçüde güneş sayesinde sağlandığını belirterek, ''ancak uzun süre ve korunmasız bir şekilde güneş altında kalınması cilt kanserinden güneş yanıklarına, lekelerden erken yaşlanmaya kadar pek çok soruna yol açabilmektedir'' diye konuştu.

Küresel ısınmaya bağlı olarak hava sıcaklıklarında yaşanan artışa dikkati çeken Memişoğlu, artık vatandaşların bilinçlendiğini ve güneşin etkisini azaltmaya yönelik önlemlere yöneldiklerini ifade etti.

Memişoğlu, güneşlenirken mutlaka krem kullanılması gerektiği uyarısında bulunarak, şunları söyledi:

''Hava sıcaklığının diğer bölgelere oranla daha fazla hissedildiği güney sahillerini tercih eden tatilciler, güneş ışınlarının yan etkilerinden zarar görmemeleri için 40-50 koruma faktörlü güneş kremi kullanmalılar. Hava sıcaklığının daha az olduğu diğer bölgelerde ise faktör oranı biraz düşürülebilir. Krem kullanmama durumda ise güneş yanıkları ve alerjiler ortaya çıkar. Uzun dönemde ortaya çıkan en kötü sonuç cilt kanserleridir. Bronz bir tene sahip olmak için uzun süre güneşlenmek, ciltte erken yaşlanma ve ilerleyen dönemlerde kansere yakalanma riskini tetikliyor. Güneşin zararlı etkisi, özellikle çocuklarda ve açık tenli insanlarda çok daha yüksek düzeyde görülüyor.''

KREMLE KORUMADA ZAMAN UYARISI

Memişoğlu, bazı vatandaşların denizden çıktıktan sonra güneş kremi kullanarak uzun süre güneşlendiklerinin gözlemlendiğini, bunun son derece yanlış olduğunu söyledi.

Normal güneş kremlerinin koruma süresinin en fazla 2,5 saat olduğunu vurgulayan Memişoğlu, ''içerisinde liposom katkı maddesi içermeyen normal güneş kremleriyle en fazla 2,5 saat güneşlenilebilir. Daha sonra krem etkisini kaybeder ve koruma özelliğini yitirir. Herhangi bir durumla karşılaşmamak için koruyucu kreme güvenerek 2,5 saatten fazla güneşte kalınmamalılar. Liposom içeren güneş kremlerinde bu süre biraz daha fazladır'' dedi.

Migren Sinsi ve Kadinsever Bir Hastalik



Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nebahat Taşdemir, migrenin eğitim düzeyi yüksek, her şeyi kafasına takan, mükemmeliyetçi kadınlarda daha çok görüldüğünü bildirdi.

Prof. Dr. Taşdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, migrenin iş gücü kaybına neden olan şiddetli baş ağrısı olduğunu söyledi.

Ataklar ve genellikle yarım baş ağrısı şeklinde kendini gösteren hastalığın atak sırasında hastanın ışıktan, sesten, kalabalıktan rahatsız olduğunu belirten Taşdemir, ayda 4-5 atağı olan hastalarda bazen bu atakların 72 saat kadar sürebildiğini ifade etti.

Taşdemir, baş ağrısının orta şiddetten çok şiddetliye kadar seyredebildiğini kaydederek, ''Migren, daha çok kadınları tercih eder'' dedi.

-''MASUM BİR HASTALIK DEĞİL''-

Hastalığın kalıtımsal olabildiğini, yanıp sönen ışıklar, parfüm kokuları, peynir, özellikle kırmızı şarap, portakal türü meyveler, domates, salam, sosis ve turşu gibi gibi bekletilmiş gıdaların hastalığı tetiklediğini belirten Taşdemir, şöyle konuştu:

''Hastalarımıza ilacın yanı sıra eğitim veririz. Hastaya 'ağrının sevmediği şeyleri yapma, uykusuz kalma, az veya çok uyuma' şeklinde uyarılarda bulunuruz. Çünkü migren pek de masum bir hastalık değil. Beyinde bazı hasarlar meydana getirebiliyor. Damarlarda tıkanıklıklara yol açabiliyor. Yüzde, elde, bacakta uyuşmalar veya güç kaybı, bütün bu belirtiler ağırının geleceğini haber verir. Bu dönemde beyin damarları daralır. Beyinde bölgesel kan akımı azalır.''

-STRES EN ÖNEMLİ TETİKLEYİCİ FAKTÖR-

Baş ağrısını tetikleyen en önemli faktörün stres olduğunu, şehirli, eğitim düzeyi yüksek, her şeyi kafasına takan, mükemmeliyetçi kadınlarda migrenin daha çok görüldüğünü belirten Taşdemir, migrenin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu kaydetti.

Hastalığın sıklığını ve şiddetini azaltmaya yönelik tedavilerin yapıldığını ayda 4-5 atağın daha aza indirgenebildiğini belirten Taşdemir, ''Her baş ağrısı migren değildir. Migren ataklar halinde gelir ve ataklar belli bir zaman içinde devam eder. Zonklayıcıdır. Sıkıştırıcı değildir'' dedi.

Prof. Dr. Taşdemir, stresten olabildiğince uzak durma, oksijeni bol yerlerde yürüyüş türü hafif egzersizler yapma ve tetikleyici gıdalardan uzak durma önerisinde bulunarak, şöyle konuştu:

''Hastalarımızın doktor kontrolünde ilaç kullanması gerekiyor. Gelişigüzel ilaç kullanmamalarını öneriyorum. Bazı baş ağrıları hastanın hayatında gördüğü en kötü baş ağrısıdır. Beyninde bomba patlamış gibi hisseder. Birdenbire yaşanan böyle bir ağrı, damar çatlamasına bağlı beyin kanaması veya beyin tümörü olabilir. Bu durumda vakit geçirmeden nöroloji kliniğine başvurulması şarttır.''