Terapistler, pek çok hastalığın renklerle tedavi edileceğini öne sürüyor. Depresyon ve duygusal dengesizlik halleriyle sindirim sistemi rahatsızlıklarında turuncuya başvurulabileceğini belirten terapistler, yeşilin sakinleştirici, mavinin de dinlendirici özelliği bulunduğunu bildiriyor.
Renk terapisini, "Metabolizmada sağlıklı denge sağlamak için renk enerjilerinden faydalanma işlemi" olarak tarif eden uzmanlar, her rengin belli özelliği olduğunu ve bu özelliklerine göre de çeşitli hastalıkların tedavisinde iyi sonuçlar verdiğini belirtiyor.
Kırmızı canlandırır: Renk terapistleri, kırmızının, sahip olduğu yoğun enerji sebebiyle, insanların fiziki öğelerini uyandırdığını ve daha etkin biçimde faaliyete soktuğunu söylüyorlar. Ama, dikkat çektikleri bir nokta var. Kırmızı; intikam, kin, mantıksız bir cesaret, aşk ve seks duygularını da harekete geçirebileceği için dozunu iyi ayarlamak gerekiyor. Kırmızı, aşırı dozda uygulandığı takdirde, duygusal düzensizliklere ve depresyona yol açabiliyor. Her şeye rağmen kırmızı, vücut sıcaklığını artırmak ve kan dolaşımını hızlandırmak için uygun bir renk.
Turuncu neşelendirir: Neşenin ve bilgeliğin sembolü olan turuncunun, insanlardaki sosyalleşme duygularını faaliyete geçirdiğini ifade eden uzmanlar, bu rengin aşırı kullanımının, sinir sistemini olumsuz yönde etkilediğini vurguluyor. Uzmanlar, bu sebeple turuncuyu, yeşil ve mavinin tonlarıyla birlikte kullanmak gerektiğine dikkat çekiyorlar.
Yeşil sakinleştirir: Sembolik olarak ümidi temsil eden yeşilin, dünyada en çok bulunan renk olduğunu kaydeden uzmanlar, ağaçları, ormanı sevmemizin, onun sakinleştirici özellik taşımasına bağlıyorlar. Uzmanlar, yeşilin, sinir sistemini dengeleyici, ritmik düzeni koruyucu ve ateş düşürücü etkileri olduğunu de bildiriyorlar. Dostluk, ümit, inanç ve barış duygularının geliştirilmesinde de yeşil rengin enerjisinden faydalanıldığını belirten uzmanlar ayrıca, yeşilin kalp rahatsızlıklarında, yüksek tansiyonda, baş ağrısı ve bitkinlik hallerinde tedavi amaçlı olarak kullanıldığını ifade ediyorlar.
Sarı moral verir: Renk terapistleri, sarının verdiği enerjinin, kişinin zihni faaliyetlerini her yönüyle harekete geçireceğini iddia ediyor. Moral bozukluğunu giderebileceği gibi yaşama sevinci ve gücü de aşılayabilen sarının yardımıyla, insandaki iyimserlik ve kendine güven duygularının da arttığını vurguluyor.
Terapistler, sindirim, mide, bağırsak ve mesane rahatsızlıklarında sarıyı kullanıyor ve bu renkle onun altın sarısı tonlarının, hem hayati vücut fonksiyonları hem de zihin üzerinde olumlu etkiler meydana getirdiğini söylüyorlar.
Mor dengeler: Morun, denge rengi olduğunu ve bu yönüyle de fiziki ve ruhi dünyamızın enerjileri arasında sağlıklı denge kurulmasını kolaylaştırdığını kaydeden terapistler, eklem iltihabı hastalıklarında maviye yakın mor renk kullanıldığını bildiriyor. Terapistlere göre ayrıca, bazı sindirim sistemi sorunlarının giderilmesi ve çeşitli minerallerin vücut tarafından kullanımı, bu renk ile ayarlanabiliyor. Mor, insanlardaki rüya aktivitelerini de geliştiriyor.
Mavi dinlendirir: Mavinin, vücut enerjisini dengelediğini, solunum sistemini güçlendirdiğini, yüksek tansiyonu düşürdüğünü ve çeşitli boğaz sorunlarını giderdiğini anlatan terapistler, ayrıca sezgilerin güçlendirilmesi ve üzüntü duygusunun giderilmesi için, mavinin çok uygun renk olduğunu ifade ediyorlar. Terapistler, mavinin enerjisinin, sanat duygularının ve ilham kaynaklarının geliştirilmesinde de etkili olduğunu savunuyor.
Lacivert yatıştırır: Terapistler, renklerle tedavi alanında, mavinin diğer koyu tonları gibi lacivertin de, ruhi ve fiziki rahatsızlıkların giderilmesinde çok etkin yere sahip olduğundan söz ediyor.
Hastalıkların tedavisinde renk terapisi
BAYANLARA GÜZELLİK TAVSİYELERİ
Güzel olmanın her kadının arzusu olduğunu belirten Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Leylek, "Güzel kalmak ve erken yaşlanmanın önüne geçebilmek için bazı şeyleri ihmal etmeyin. İhmal yüzünden erken yaşlanmayın ve güzelliğinizden bir şeyler kaybetmeyin" diyor.
Dr. Özgür Leylek'in güzellik tavsiyeleri:
Ayaklarınız: Hayatın giderek hızlanan temposu içinde özellikle ayaklarınızı ihmal edersiniz. Kadının sağlık ve güzelliğinde rol oynayan en önemli uzuvları ayaklarıdır. Özellikle çalışan kadınlar her akşam, ayaklarını ılık su dolu bir kapta dinlendirmeli ve tırnakları için de asgari düzeyde de olsa bakım yapmalıdır.
Cildiniz kuru kalmasın: Ayna karşısında, yüzünüzle ilgili uygulamalar için yeterince vakit kullanmanıza rağmen, aynı ilgiyi vücudunuza da gösteriyor musunuz? Kol ve bacaklarda cilt kuruluğu bir çok probleme yol açabilmektedir. Banyo yaparken kese ya da fırça ile cildinizi ölü deriden kurtarmakla başlayabilirsiniz. Banyo sonrası cildi nemlendiren ve yumuşatan bir ürünü yedirerek, hafif bir masajla birlikte vücudunuza uygulayın.
Tırnak yemeyin: Çocukluktan beri edinilmiş alışkanlıklardan kurtulabilmek hiç de kolay değildir. Ancak bir kadının tırnaklarını yemesini yadırgamamak da elde değildir. Tırnakların her zaman boyalı ve bakımlı olması etrafınızdaki ilgiyi artırıp ilişkilerinizde daha başarılı sonuçlar elde etmenizi ve kendinize olan güveninizin artmasını sağlayacaktır.Tırnak kırılmalarını önlemek için tırnak güçlendirici ürünleri hiç bir zaman elinizin altından eksik etmemelisiniz.
Kırışıklık çizgileri: Yaşla birlikte bir kısım mimik hareketleri yüzde ince çizgiler oluşturmaya başlar. Ayna karşısında bu çizgileri inceleyerek kendinize küsmekle vakit geçirmeyin. Bir çok kozmetik ürün, sağlıklı ve bilgili bir şekilde seçildiğinde ve uygulandığında bu tip kırışıklıkların oluşmasını önemli ölçüde engelliyor. Ancak şu da var ki çizgilerin oluşmasını hatta biraz daha bekleyerek derinleşmesini beklerseniz kozmetik ürünlerden faydalanabilme ihtimaliniz giderek azalacaktır. Bu bağlamda en önemlisi oluşmadan önce rutin bakımlarınızı yaptırmak ve yaşlanma belirtilerinin mümkün olduğunca geç oluşmasını sağlamaktır.
Makyajla yatmayın: Gecenin geç vakitlerinde eve döndüğünüzde dakikalarca makyaj temizlemeye üşenebilirsiniz. Ancak bu durumda kendinize en büyük kötülüğü yapmış olursunuz. Cildin hava almasını engelleyen makyaj malzemeleri, temizlenmediğinde cilt oksijensiz kalır ve giderek canlılığını yitirir. Hava alamayan ciltte sivilceler ve siyah noktacıklar oluşmaya başlar. Cilt kendini koruyabilme özelliğini yitirmeye başlar. Bu konuda özellikle göz makyajının temizlenmesi çok önemlidir.
Sigara cildi soldurur: Sigara dumanı cilde nüfuz ederek sağlıklı hücrelere zarar veren serbest radikalleri oluşturur. Cildin üst tabakalarında kan dolaşımı bozulmaya başlar ve cilt canlılığını ve rengini yitirmeye başlar. 10 yıl boyunca günde 8-10 adet sigara içen bir kadının özellikle dudak ve göz kenarları ile boyun bölgesinde belirgin kırışıklıklar oluşur.
Alkol cilt katilidir: Alkol vücudun ve cildin ihtiyacı olan nemi ve suyu emer. Bağ dokusu zayıflar ve aşınır. Buna karşın kan damarları alkolle genişler. Buna vazodilatasyon denir. Uzun vadede cildin belli yerlerinde,özellikle yüzde ince kılcal damarlarda artma olur.Yanaklar ve burun sırtı kırmızı dallarla kaplanır.
Uykusuz kalmayın: Saat 24.00 ile 02.00 arasında hücreler kendilerini gündüzden sekiz kat daha fazla yeniler. Bu nedenle özellikle bu saatler arasında uykuda olmanızda yarar var. Ayrıca uyku cildin gıdası olduğu için gün içinde 8 saat uyku almak cildi inanılmaz besleyecektir.
UZMANLARDAN DİŞ SAĞLIĞI TAVSİYELERİ
Diyarbakır Ağız ve Diş Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Hamza Koca, vatandaşların serinlemek için yedikleri dondurma ve soğuk asitli içeceklerden kaçınmaları gerektiğini söyledi.
Küresel ısınmanın ve çöl sıcaklıklarının yaşandığı Diyarbakır'da dondurma ve asitli içeceklere yönelen vatandaşlara uzmanlardan uyarı geldi. Ağız ve Diş Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Hamza Koca, Diyarbakır'da bu yılının ilk 6 ayında 232 bin 96 hastanın başvurduğunu belirterek, "Bunlardan 69 bin 985'i diş çekimi, 41 bin 83 tanesi diş dolgusu, 25 bin 477 tanesi sabit protez, 5 bin 90 hareketli protez, 58 bin 589 adet diş temizliği, 3 bin 778 adet kanal tedavisi, 41 bin 366 dijital röntgen filmi ve 2
bin 773 hastanın ameliyatı gerçekleşti. Vatandaşlarımız dişleri ağrıdığı zaman ilk olarak hastaneye gelmeyip kendi imkanlarıyla ağrıyı durdurmaya çalışıyor.
Oysaki diş rahatsızlığından önce her 6 ayda bir tedavi için hastaneye gelinmesi gerekir. Dişler günde iki kez fırçalanırsa her türlü diş hastalığının önüne geçilmiş olur. Özellikle yemeklerden sonra mutlaka dişler fırçalanmalıdır. Aksi takdirde diş aralarında kalan yemek kırıntıları 24 saat içinde mikroba dönüşerek dişlerin çürümesine yol açar" dedi.
Vatandaşların yaz sıcaklıkları sebebiyle yedikleri dondurma ve soğuk asitli içeceklerden kaçınması gerektiğini belirten Dr. Hamza Koca, "Yaz aylarında içilen soğuk içecekler diş etlerinin ezilmesine sebep oluyor. Asitli içecekler ise dişlerin sararmasına ve çabucak çürümesine sebep olmaktadır. Sıcaklıklar nedeniyle soğuk içecekler yerine ılık içecekler içilmelidir. Sağlık güvencesi olmayan vatandaşımız neredeyse yok gibi. İsteyen istediği hastanede tedavi olabiliyor. Hastanemizde 55 uzman doktorumuz var.
Türkiye'de hiç bir ağız ve diş sağlığı merkezi ve diş hastanelerinde mevcut bulunmayan dijital röntgen, dijital sefalometrik görüntüleme, dijital panoramik görüntüleme ve dijital tomografik görüntüleme sistemleri hastanemizde hizmete sunulmuştur. Diş hastalarımız artık hastanemize güvenlik bir şekilde gelip tedavi olabilir" diye konuştu.
DOĞRU EKRANIN KULLANILMASI

Ekran üzerindeki yansımaları yok etmek için ekranın eğim açısını değiştirin. Eğim, ışığı normal görüş alanının dışına yansıtacaktır.
Gözlerin sağlığı ve dinlendirilmesi
Ofis ortamında görme problemlerini en az seviyeye indirmek için aşağıdaki önerilerimizi dikkate alın:
Uzun süre ekrana baktığımızda, göz kasları kasılır, göz kırpma azalır. Bunun sonucunda göz nemliliğini kaybeder. Bu nedenle göz kırpma sayısını normalden aza düşürmeyin. Arada bir gözlerinizi ekrandan uzaklaştırın.
20 - 25 dakikada bir gözleriniz ekrandan uzaklaştırın ve uzak bir alana odaklanın. Böylelikle gözünüzün dinlenmesini sağlarsınız.
Ekranınızı temiz tutun.
Ekranınızdaki yansımayı yok edin veya azaltın.
Ekranda küçük karakter kullanmayın. Internet tarayıcı programınızda karakter büyüklüğünü arttırabilirsiniz.
Ekran kontrastını gözünüzü rahatsız etmeyecek şekilde ayarlayın.
Ekran filtresi kullanın.
SAĞLIKLI ÇALIŞMA ORTAMI İÇİN İPUÇLARI
Uzun saatler boyunca masa başında ve bilgisayarla çalışan bir kişinin ofis şartları ergonomik değilse, bu kişi pek çok sağlık problemine gebedir: görme ile ilgili problemler, baş, boyun, sırt, bel ağrıları; el, bilek, eklem sorunları. İşimiz ve çalışma ortamımız ergonomik koşullara uygun olursa, kullanmak zorunda olduğumuz aletleri doğru kullanırsak, sağlığımızı koruma yönünde önemli bir adım atmış oluruz. Doğru bir oturuş, klavye ve mouse'un doğru kullanımı, kas, tendon, bağ, eklem, sinir ve diskleri etkileyen zorlanmaları azaltır veya yok edilmesini sağlar.
Ergonomik sağlığımızı, duruş ve oturuşumuzu genel olarak olumsuz yönde etkileyen faktörler şöyle sıralanabilir:
Yanlış Postür
Bükülü bilekler, eğilmiş boyun, dik olmayan bir duruş
Sürekli Aynı Konumda Kalmak
Aynı hareketi sürekli tekrar etmek, ya da masa veya ekran başında sürekli aynı pozisyonda durmak
Aşırı Kuvvet Uygulamak
Kasları uzun süre zorlayıcı şekilde kullanmak.
Çok Sıcak ve Çok Soğuk Ortamlar
Sürekli çok sıcak veya çok soğuk ortamlarda bulunmak.
Ağır Yük Kaldırmak
Bele ve dizlere çok yük bindirecek şekilde ağırlık kaldırmak, ters hareketler yapmak.
OFİSTE YANLIŞ OTURUŞUN ZARARLARI



Resimde görülen bölgelerde var olan ağrılar oturuş bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir. Bu tür rahatsızlıkları gidermek için doğru bir oturuş ve çalışma alanını ergonomik bir şekilde kullanmak büyük önem taşıyor.
Ekran karşısında nasıl oturmalı?
Ekrana uzaklık mesafesi görüntüye, okunabilirliğe ve monitörün büyüklüğüne bağlıdır.
Masa dizlerden en az 5 cm yüksekte olmalıdır.
Masanın başından sonuna kadar olan alan bacakların tam olarak açılması için yeterli büyüklükte olmalıdır.
Doğru bir oturuş için ipuçları
Akılda tutulması gereken en önemli nokta "dik açı" kuralıdır.
Ayaklar yerde düz bir şekilde durmalıdır.
Monitörün tepe noktası göz seviyesinden 15 derece kadar aşağıda olmalıdır.
Baş hiç bir zaman geriye doğru tutulmamalıdır.
Pozisyonunuzu düzenli olarak değiştirmelisiniz.
Uzun süreler aynı pozisyonda oturmak sorunlara yol açabilir.