
Halk arasında çok konuşulan ve kış aylarında gribe karşı en çok tavsiye edilen C vitamininin (askorbik asid ) pek bilinmeyen, fakat çok önemli etkileri bulunuyor...
Bu konu hakkında, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Ali Tarım şu bilgileri verdi:
Gerçekte basit bir şeker olan C vitamini; bitkiler ve hayvanlar tarafından hücrelerinde yapılabilmesine karşılık, insan tarafından üretilememektedir. Dolayısı ile insan C vitaminini dışarıdan almak zorundadır.
1954 yılında Quantum mekaniğinin atom kimyası arasındaki ilişki nedeni ile Nobel Kimya, 1962 yılında nükleer silahlara karşı mücadelesi ile de Nobel Barış Ödülünü kazanan Prof. Dr. Linus Carl Pauling; 1970`li yıllarda C vitamini ile ilgili araştırmalar yapmıştır.
Koroner anjiografi ile kalp damarlarında daralma görülen hastalara çok yüksek doz C vitamini vermiş, koroner damarlara ait şikayet ve lezyonların gerilediğini izlemiştir. Bu araştırmalar ile tüm dikkatler C vitamini üzerine çekilmiştir.
Kuvvetli indirgeyici ve antioksidan olan, kollajen denilen destekleyici bir maddenin üretilmesini sağlayan C vitamini kasların, tendonların, damarların ve kan hücrelerinin yapısını güçlendirmektedir.
Kalbi koruyor..
Vücutta E vitaminine de dönüşebilen C vitamininin kalp-damar hastalıklarında tedavi ve koruyucu etkisi olduğu, yüksek tansiyonu belli oranda düşürdüğü, kan lipid yapısını düzelttiği ve dolayısı ile felç geçirme riskini azalttığı gözlenmiştir.
Akyuvarların mikroplarla mücadele gücünü artırırken; lösemilerde habis olan bozulmuş hücreleri azaltmaktadır. İlginç değil mi? Şizofreni gibi psikotik akıl hastalıklarında C vitamininin tedaviye eklenmesi ile hissedilir düzelmeler görülmüştür.
Yüzyılımızın korkulu rüyası kanserlerden de koruyucu etkisi bulunmaktadır. Özellikle akciğer ve hanımlarda meme kanseri görülme riskini azaltmıştır. Mide kanserine yol açan bazıı maddeler zararsız hale getirdiği, mide ülseri ve gastrite yol açan ‘h.pylori’ adlı mikrobun üremesini engellediği gösterilmiştir.
Aynı şekilde şeker hastalığı ve gözde katarkt gelişimi C vitamini ile azaltılmaktadır. Isı ve ışığa maruz kalınca kolayca bozulan C vitamini; bilindiği gibi portakal, limon, greyfurt, çilek, domates, brokoli ve kırmızı biberde bulunmaktadır. En fazla ise karpuz kabuğundadır.
Günde düzenli olarak doğal kaynaklardan 100 mg. kadar C vitamini alındığında; yukarıda bahsettiğimiz faydalı etkilerden yararlanacağımız şüphesizdir. Ancak bahsedilen hastalıkların tedavisinde çok daha yüksek dozlar kullanıldığı, halen araştırma ve spekülasyonların devam ettiği düşünülürse, bu gibi durumlarda hekime danışılması uygun olur.
Halen umut olmaya devam eden C vitamini, gelecekte bahsettiğimiz hastalıklarda çok etkin kullanılacak ilaçların belki de öncüsü olacaktır.
'C' Vitamininin bilinmeyen yönleri!
Siyah çikolatada aldatan gerçek

Yeni yıl yaklaşırken çikolata hem şık hem güzel bir hediye seçeneği. Siyah (bitter) çikolatadaki flavanolun kalbi koruduğu biliniyor.
Fakat uzmanlar tadının ön plana çıkmasıyla içeriğindeki flavanolun ayrıştırıldığını belirtiyorlar.
Bu sebeple kalp sağlığının korunması için siyah çikolata yemek aldatıcı olabiliyor.
Uzmanlar, çoğu ürünün kalp ve damar rahatsızlıklarını tetikleyen oranda şeker içerdiğini ve şişmanlığa neden olduğunun altını çiziyor.
Ne olacak bu şişmanların fazla kiloları

Şişmanlarda bu fazlalıklar olduğu sürece onlara göz diken birileri de mutlaka çıkacaktır. Peki ne yapmalı, ne etmeli?
Obezite, yani şişmanlık tüm dünyada bulaşıcı bir hastalık gibi hızla yayılıyor. Üstelik bu ‘salgın’ sadece gelişmiş zengin ülkeleri değil, az gelişmiş olanları da ilgilendiriyor. Çevremize şöyle bir bakarsak bizde de obez insanların sayısının her geçen gün arttığını rahatlıkla görebiliriz. Asıl ürkütücü olan ise, obezitenin erişkinler dışında küçük çocuk ve gençleri de pençesine almış olması.
Şişmanlarda bu fazlalıklar olduğu sürece onlara göz diken birileri de mutlaka çıkacaktır. Nitekim çıkıyor da. Obezite tedavisinin günümüzde doktorları, klinikleri, diyetisyenleri, zayıflama ilaçları, şok diyetleri, diyet yiyecek ve içecekleri, aletleri, edevatı... ile milyar dolarlık dev bir sektör olmasına hiç şaşırmamalı. Çünkü, dünyada hem çok fazla kilosu ve çok fazla parası olan milyonlarca insan var, hem de bu fazlalıklara göz dikmiş çok fazla akılları olan insanlar.
Keşke hiç şişmanlamasak
Zayıflamak pek öyle kolay bir iş değil. Çünkü, bir kere hem yerleşmiş yağ dokusunu kaybetmek çok zordur ve hem de kısa zamanda bin bir emekle, zahmetle verilen kilolar genellikle daha kısa zamanda üstelik de fazlasıyla geri alınır.
En iyi diyet, bir doktor ve diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan diyettir. Kilo vermekte hiç aceleci olunmamalıdır. İdeal bir diyette, vücudun ihtiyacı olan her tür besin olmalı, ancak miktarı ve kalorisi düşük tutulmalıdır. Esas önemli olan verilen kiloların bir daha geri alınmamasıdır. İnsanı aç ve hálsiz bırakan rejimlere itibar edilmemelidir.
Terazilerle dost olmalı.
Kimse zorla zayıflatılamaz. Önce şişmanları, şişman olduklarına, bunun bir hastalık olduğuna ve zayıflamaları gerektiğine inandırmak gerekir. Zira, pek çok obez terazilerden hiç hoşlanmaz, fazla kilolu olduğunu da genellikle kabul etmez.
Yediğimi çocuk yemez
Şişmanların en büyük bahanelerinden biri de ‘Su içsem yarıyor’dur. Hiç de fazla yemedikleri halde kilo almaktan veya verememekten yakınanlar bütün yedikleri ve içtiklerini kaydederlerse, kabahatin suda olmadığını kolayca anlarlar. Bunlar, ‘abur-cuburları’ yiyecek ve içecekten saymayanlardır.
Pazartesi diyetlerinden vazgeçmeli
Birçok insan her pazartesi veya her ayın başında sabah erkenden diyete başlar, ancak daha o akşam veya en geç ertesi gün de vazgeçer. Çünkü, insanlar çok kısa zamanda, yediklerinden fazla kısmadan ‘kolayca’ zayıflamayı ister. Hatta, mümkün olsa da bir düğmeye basılıp fazla kilolar birden kaybolsa çok iyi olacaktır.
Sihirli bir diyet yok
Bir kere şuna emin olun ki, öyle birkaç haftada bilmem kaç kilo verdiren ‘şok diyetler’ yararsız olduğu gibi, sağlık için de çok risklidir. Belki bunlarla kısa sürede kilo verilebilir, ama diyet bırakılınca eski kilolar hemencecik fazlasıyla geri alınır. Bu tür diyetlerde kaybedilen yağ değil, kas dokusudur.
Aç kalarak ve kendi başına yapılan diyetlerle de zayıflamak genellikle imkánsızdır. Çektiğiniz eziyet yanınıza kár kalır.
Pahalı diyet ürünlere kanmayın
Diyet veya ‘light’ adı altında satılan çikolatalar, reçeller, kekler, bisküviler... gerçekten çok pahalıdır. Bunların yerine kalorisi düşük olan alternatifler bulmak her zaman mümkündür. Bu pahalı ürünlerin tek faydası, cebinizde yiyeceğe verecek para bırakmama yoluyla kilo vermenize katkıda bulunmasıdır. Diyetisyenlerin vizitelerinin de çok yüksek olmasının bir nedeni de budur zaten.
Parası olan da aç, olmayan da
Bu dünya bir tuhaf. Gençken parası olmadığından... bulamadığından yiyemeyen insanlar, paraları pulları olduğunda ise, bu sefer de kilo almamak ya da fazla kilolarını verebilmek için aç bilaç gezmek zorunda kalıyorlar.
Neticede, parası olan da aç geziyor, cebi delik olan da.
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
'Aldatan erkekler panikatak oluyor'

Uzman klinik psikologu Yıldız Burkovik, panitak rahatsızlığını anlattı ve belirtilerini sıraladı. Burkovik, bu rahatsızlığın en çok aldatan erkeklerde görüldüğünü açıkladı.
Panik atak en çok yaşanan psikiyatrik şikayetlerden birisi. Ani olarak, beklenmedik bir anda ve yerde ortaya çıkan bir hastalık. Çoğunlukla 5-10 dakika veya 20-30 dakika ya da ender olarak bir veya birkaç saat sürebiliyor. Panik Bozukluğu tanılı hastaların % 75-80'i kadınlardan oluşuyor. Toplum içinde görülme sıklığı % 1,5-3,5 arasındadır.
Kişi atak sırasında şu duygulara kapılıyor:
· Eyvah kalp krizi geçiriyorum.
· Kalbim ağzımdan çıkacak.
· Boğuluyorum
· Nefesim kesiliyor
· Göğsümü bir yumruk tıkadı
· Dengemi kaybediyorum
· Bayılacağım
· Beyin kanaması geçiriyorum
· Yer ayağımın altından kayıyor
· Aklımı kaçırıyorum
· Çıldırıyorum
· Kontrolümü kaybediyorum
· Yüz felci geçiriyorum
· Kollarım benim değil gibi
· Bacaklarım kopmuş gibi
· Dizlerimin bağı çözüldü
· Tüm vücudum yanıyor, biber sürülmüş gibi
Yıllardır bu konular üzerinde çalışan NP GRUP Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi Uzman Klinik Psikologu ve 4 yıldır SKY TURK’te PSİKOYORUM programını sunan Yıldız Burkovik ilginç bir klinik deneyimini Haber 7 ile paylaştı.
Psk. Yıldız Burkovik, "Eşlerini aldatan erkler genellikle panik atağa maruz kalıyor" diyor. Klinik deneyimlerinin kendisini bu sonuca vardırdığını belirtiyor. Aldatmanın temelindeki heyecanının önemli bir duygu durumu olduğunu söyleyen Burkovik, klinik gözlemlerine ilişkin olarak şunları paylaşıyor:
“Gizli ve saklı bir olayı yaşamak insanı daha çok heyecana sevk eder. Başarma, başarılı olma, iki veya üç ya da birkaç kişiyi birden idare edebilme kolay bir durum değildir, tüm tilkilerin kuyruklarını birbirine dolamadan kendi çevrelerinde dönmeleri gibi.
İdare edebilme derken, bir kişinin bir diğerinden haberdar olmaması yani kuyrukların bir diğerine dolanmaması, aldatmayı yapan kişi için bu durumu sağlayabilmek stratejik bir hadisedir ve kişi bunu başardıkça haz duyar, kendisini güçlü hisseder. Ancak bir zaman sonra kayıplarının ne olabileceğini fark etme düşüncesi devreye girmeye başlar, başlarda bir oyun gibiyken bu durum giderek daha gerçekçi olmaya başlar. Çünkü artık, günlük yaşam içinde daha çok zaman geçirilen ikinci kişi, kendisine daha fazla zaman, sevgi ve şefkat istemeye başlar ve kıyaslamalarla sorumlulukların artışı devreye girer.
Başlangıçta bu durumu hesaplamayan, ‘gerekirse daha sonra düşünürüm’ diye boş veren ya da düşünmeyi erteleyen erkek veya kadın bir zaman sonra kaygı duymaya başlar. Ve aslında yasak bir ilişki başlangıçta tatlı bir heyecan iken sıkıntıya dönüşmeye doğru yol alır ve iç sıkıntısı kaygı diye adlandırılan anksiyete kendisini göstermeye başlar.
Bu sefer ortaya eşin ve sevgilinin birbirlerini fark etmemeleri üzerine stratejiler kurma oyunu devreye girer, ancak bu oyun daha tehlikeli olmaya başlar, çünkü başlarda” önemli değil sadece zamanı beraber hoş geçirelim” diye başlanan ilişki artık ciddi düşüncelerle dolmaya başlamıştır. Hesaplar değişir, diğer kişi sürekli telefonlarla aramaya başlar ki, bu sefer asıl eş de çeşitli işaretlerden dolayı durumu fark etmeye başlayacaktır.
Doğal olarak sıkıntı artar ve kişiler artık her an bir şey olabilir beklentisine kapılırlar. Kimi zaman nefesler tutulur; düşünceye dalıp da kaygı çoğaldıkça insanın nefesi de değişmeye başlar, sık ya da tutuk alınan nefesler düzeni bozar ve iç sıkıntısı derin düşünceyle birlikte karşılaşınca hatalı nefeslerle birlikte panik atak kendisini göstermeye başlar.
Hatalı nefes kişinin kasılmasını, kaslarının gergin olmasını sağlar ve algılamada zorluklar kaygının çoğalmasına sebebiyet veriri ve kalp çarpıntısı kendisini gösterir. Her an bir şey olacak hissi ve beklentisiyle panik duygusu artık daha belirginleşir. Rahat bir yaşamda iken bir küçük heyecan uğruna hesaplanamayan rahatsızlık bu şekilde devreye girer. Terapilerde panik atak ya da bozukluk şikayeti ile gelenlerde daima bir kaygı oluşturacak durum vardır, bu kaygının niteliği herkese göre farklıdır. Tedirginlikler birleşerek sıkıntıyı daha da arttırır.
Sıkıntının kaynağı evlilik dışı ilişkiler
Terapilerde panik atak hastalarıyla yapılan görüşmelerde daima sıkıntının ana kaynağına inmeye çalışırız bu kaynağa baktığımda pek çok olayda altta aldatma olayı sonrasında yaşanan panik ataklar dikkatimi çekti, bu nedenle sıkıntının kaynağını araştırırken sorduğum soruların içinde ‘evlilik dışı bir ilişkiniz var mı?’ sorusunu da mutlaka soruyorum.
Sanal aldatmada da bir heyecan var ama kişiler kendi kimliklerini gizliyorlar, gizlenme kişiyi rahatlatıyor, ancak yine de bazı kişilerde kaygı yapıyor; tanınırsam kaygısı da heyecan yapıyor elbette ki, ancak her heyecanın panik atak ortaya çıkartması beklenmez.
Gerçek aldatma elbette ki daha reel olduğundan, yani yüz yüze ve tensel temasa dayalı da olduğundan daha çok heyecanlandırıyor ve kişiler de altta yatan herhangi bir kaygı varsa onunla da birleşerek daha çok heyecan ve panik duygusunun ortaya çıkmasına sebep oluyor. 20 yıllık izlenimim daha çok erkeklerde bu durumun kendini gösterdiği yönünde. Bu olay kadınlarda daha çok mutsuzluk ve depresyona sebebiyet veriyor çünkü hayal kırıklığı ön plana çıkıyor” diyor.
İkinci ilişki kaygı nedeni
Yıldız Burkovik’in şimdiye kadar izlediği örneklerin içinde çok sık rastladığı enteresan bir durum var. Ve Burkovik bunun, daha çok erkeklerde ortaya çıktığını görmüş. Burkovik; “Ya da benim karşıma çıkan örneklerin içinde erkekler fazlaydı. Sonuç olarak çoğunlukla, bir başka ilişki olduğu zaman kaygı içinde oluyor eşler.
İki tarafı idare etmek insanı zorlayan bir durum. Ve bu örnekte öyle bir bey vardı. Sürekli ‘öldüm, öleceğim, kötüyüm’ diyordu ve alkolle kendini durdurmaya çabalıyordu. Bu nedenle işten bile atıldı, çok büyük sıkıntılara girdi. Evliydi bir oğlu vardı…Bir terapi seansında kendisine gevşeme egzersizi yaptırıyordum. Ve kendisine hayal kurdurttum.
Deniz dalgalarını hayal etmesini istedim. ‘Deniz kenarında yürüyorsun’ dedim ve bir anda beyin dalgaları tepelere vurmaya başladı. Ona rahatlama yaptırıyordum ve ‘deniz dalgasından insan neden korkar?’ diye bir yandan da kendime sormaya başladım. Seans sonunda, ‘Burada gerildiniz, nedir nedeni?’dedim en sonunda birisiyle bir ilişkisi olduğunu ve ondan da Deniz adında bir kızının olduğunu anlattı. Karısı durumu bilmiyordu, kimsenin de bilmesini istemiyordu ve çok tedirgindi.
Çok ilginçtir ki, pek çok kişi de ikinci sevgiliyi idare etme durumu varsa, onda panik atak kendini gösteriyor. Hatta gelen erkeklere artık her defasında soruyorum, ‘başka bir ilişkin var mı?’ diye ve sonuç genelde öyle çıkıyor. Bu bana çarpıcı geliyor. Ancak elbette ki, her panik atak sahibi kişi bir aldatma durumuyla karşı karşıya demek değildir” diyor.
Panik atak yaşayan ve eşlerini aldatan erkeklere örnek
Evli ve 2 çocuğu olan bir bey, sürekli kalp çarpıntısı, öleceğim kriz geçireceğim diye sürekli bir korku ve kaygı ile gelmişti ve kalp ile ilgili olarak doktora gittiğinde anjiyo dahi yapılmış ve hiçbir fiziksel sorunun olmadığı söylenip psikolojik destek alması, psikiyatriste gitmesi söylenmişti.
Psikiyatrist vasıtasıyla da stresini, bedensel şikayetlerini kontrol etmeyi öğrenmesi için bana yönlendirilmişti, kendisiyle konuştuğumda, eşinin de bilmediği bir diğer bayanın olduğunu ve ondan da 2 çocuğu olduğunu anlattı ve diğer bayanla daha mutlu olduğunu ama yine de eşinden ayrılmak istemediğini, çocuklarının: “niye okuluma hiç gelmiyorsun, neden bu kadar çok çalışıyorsun?” dediğini ve onların da bu nedenden ötürü çok mutsuz olduklarını, kimseye bir şey diyemediğini, fark edilirse her şeyi kaybedebileceğini anlattı.
Ailesinden kimsenin haberi yoktu ve son derece çaresizdi, uzun zamandır kaygılıydı.
İyi pişmeyen et sağlığı tehdit ediyor

Denizli Devlet Hastanesi Parazitoloji Uzmanı Doç. Dr. Meral Türk, Kurban Bayramı'nın ardından et tüketiminin arttığını ve parazit hastalıklarından korunmak için tüketilen etlerin iyi pişmesi gerektiğini söyledi.
Et ile bulaşan hastalıklardan olan toxoplasmoz, kist hidatik (bulaşıcı kist) ve teniyoz (abdest bozan hastalığı) gibi hastalıkların önemli risk oluşturduğunu ifade eden Türk, vatandaşların bu konuda dikkat etmeleri gerektiğini söyledi.
İyi pişirilmeden yenen etin zararlı etkisinin anne karnındaki bebeklere dahi geçebileceğini söyleyen Denizli Devlet Hastanesi Parazitoloji Uzmanı Dr. Meral Türk, çiğ etten geçen parazit hastalığının 3 şekilde insana bulaşabildiğini söyledi.
Et ile bulaşan parazit hastalıklarından en önemlisinin toxoplasmoz olduğunu söyleyen Dr. Türk, "Toxoplasmoz hastalığı genellikle hiçbir belirti göstermez. Toxoplasmoz, bağışıklık sistemi zayıf veya baskılanmış kişilerde ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir tabloya yol açabilir. Ayrıca, paraziti ilk defa hamilelikleri esnasında alan kişilerde hastalık, düşük, ölü doğum ya da bebeğin başının büyük veya küçük olmasına neden olurken, bebeklerde zeka geriliği ve körlük gibi problemlere de yol açabilir'' diye konuştu.
Hastalığa yakalanmamak için dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında bilgi veren Türk, "Eller sık sık yıkanmalı, eğer toprak ile uğraşılıyorsa mutlaka eldiven giyilmeli, çiğ ya da az pişmiş et tüketilmemeli, çiğ et ile temas ettikten sonra mutlaka eller yıkanmalı, çiğ et kesilen bıçak ile iyice yıkamadan başka bir madde kesilmemeli, çiğ et kesilen kesme tahtalarını iyice yıkamadan üzerinde başka bir işlem yapılmamalıdır" dedi.
Tüp bebekte umutsuzluğa kapılmayın

Tüp bebek yöntemine başvuran ancak başarılı sonuç alamayan çiftler, hayal kırıklığına uğrayıp umutsuzluğa kapılır. Ancak teknolojik gelişmeler ve yeni yöntemler sayesinde tüp bebek tedavisinde başarıyı artırmak mümkün olabilir.
Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan tüp bebek uygulamalarında çift tekrar tedaviye alınırken detaylı olarak incelenir ve hangi nedenlerle gebe kalamadığı araştırılır. “Tüp bebek yöntemi ile bir kez gebe kalamamış olan çiftlerde çok endişelenmiyoruz. Ancak iki kez veya daha çok tüp bebek uygulamasında iyi embriyolar verilmesine rağmen gebelik elde edilemiyorsa çok çeşitli testler yapıyoruz” diyen Memorial Hastanesi Tüp Bebek (IVF), Androloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Kahraman, tüp bebek uygulamaları hakkında merak edilenlen noktalara açıklık getirdi.
ÖNCE BAŞARISIZLIĞIN NEDENİ TESPİT EDİLMELİ
Daha önce başarısız tüp bebek tedavisi geçirmiş çiftlerde, başarı şansını arttırmak için öncelikle kadına ait nedenleri araştırıyoruz. Kadınlarda rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde miyom veya polip gibi embriyonun tutunmasını engelleyebilen anormallikler var mı? Bunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu amaçla ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı vererek rahim boşluğunun normal olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bu basit ve hasta için ağrısız bir yöntem. Rahim filmi (HSG) de bu tür bozuklukları görmek için başvurulan bir yöntemdir.
Ancak HSG yönteminin ağrılı olması ve enfeksiyon gibi riskleri nedeniyle Histeroskopik inceleme günümüzde daha çok tercih edilmektedir. Histeroskopi rahim içine yerleştirilen ufak bir kamera sistemi ile detaylı olarak inceleme şansı veren kolay bir yöntemdir. Aynı zamanda rahim içindeki bozuklukları düzeltme kolaylığı getirmektedir. Histeroskopi tüp bebekte başarısız olmuş vakalarda çok sık kullandığımız bir yöntemdir. Ancak tecrübeli cerrahlar tarafından yapılmalıdır.
TÜPLERDEKİ SIVI ŞANSI AZALTIR
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer neden de kadının tüplerinde tıkanmaya bağlı olarak sıvı birikmesidir. Ultrasonografi ile tanımlanabilen ve hidrosalpenks adı verilen bu durumda rahim filmi çekilerek veya laparoskopi yapılarak hidrosalpenksin boyutlarını daha net olarak ortaya koymak ve tedavi etmek mümkündür. Tüplerde biriken sıvı rahim içine akarak embriyoların tutunmasını engellemekte veya gebelik oluştuğunda erken düşüklere yol açmaktadır. Bu durumda tüplerin laparoskopi ile çıkarılması veya rahimle birleştiği noktadan bağlanması başarı şansını belirgin olarak arttırmaktadır. Tüplerde sıvı toplanması kadında tüp bebek şansını azaltan en önemli ve en sık görülen nedenlerden birisidir.
Ayrıca hormonal bozukluklar da embriyo gelişimini ve rahimde tutunması engeller. Tiroid bezi hastalıkları, beyinde hipofizden salgılanan süt hormonu (prolaktin) artışı önemlidir. Kanda bakılan hormon seviyeleri ile bu bozukluklar tanımlanabilir. Polikistik over hastalığı ve yol açabildiği insülin hormonu artışı gebe kalmayı zorlaştırdığı gibi düşüklere de yol açabilmektedir. Bu amaçla insülin direncini azaltan şeker hastalığı ilaçları verilerek gebelik şansı arttırılabilir.
EMBRİYOLAR KÜLTÜR ORTAMINDA GELİŞTİRİLİYOR
Biz başarısız tüp bebek uygulamaları olan çiftlerde yukarıdaki tüm araştırmalar normal bulunduğunda rahim içinden doku örneği alıyor ve bu örneği laboratuar ortamında kültüre edip çoğaltarak embriyoları bu kültür ortamında geliştiriyoruz. Endometrial ko-kültür olarak adlandırılan bu teknik ile adetin 21. günü rahim içinden alınan ufak bir doku örneği laboratuar koşullarında üretilerek yapay bir rahim içi dokusu oluşturuluyor ve embriyolar bu doku içinde büyütülüyor. Embriyo gelişimi için gerekli olan büyüme faktörleri, proteinler ve besleyici maddeler yönünden zengin olan rahim içi doku kültürü bu sayede embriyo gelişimini destekliyor, ayrıca ortamda oluşan antioksidanlar embriyo için zararlı olabilecek artıkları uzaklaştırıyor. Bu teknik daha önce başarısız sonuçlanmış tüp bebek vakalarında yapay kültür ortamlarına bir alternatif olarak kullanılmaktadır.
KROMOZOM BOZUKLUĞU EMBRİYOYU ENGELLER
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer sebep kromozom bozukluklarıdır. Sağlıklı görünen birçok embriyo kromozom bozukluğu nedeniyle rahim içinde tutunamamaktadır. Embriyolarda genetik tanı işlemini yaparak, hem en sağlıklı, hem de tutunma kabiliyeti en yüksek olan embriyoların seçilmesi sağlanmaktadır. Böyle bir seçim ile gebelik şansı arttırılıp, düşük riski azaltılmakta ve aynı zamanda çoğul gebelikler engellenmektedir. Tüp bebekteki nihai amaç tek, sağlıklı ve canlı doğumla sonlanacak bir gebelik elde etmektir. Preimplantasyon genetik tanı bu amaçla tekrarlayan başarısız tüp bebek vakalarında kullanılmaktadır.