
Uzmanlar, doktorları yan etkileriyle hastayı daha da zayıf düşüren antibiyotikleri yazarken bir kez daha düşünmeye çağırıyor...
“Doktorlar sinüzit şikayetiyle gelen her hastaya antibiyotik yazmamalı”. Saygın tıp dergisi Lancet’te yer alan uyarıya göre, sinüzitin tedavisinde antibiyotiklerin çoğu zaman etkisi olmuyor.
İngiltere’de yürütülen 9 deneysel çalışmaya dayanan araştırma, doktorlara bir uyarı niteliğinde. Tıp dergisi Lancet’te yayımlanan araştırmaya göre, antibiyotikler sinüzit tedavisinde çoğu zaman beklenen iyileşmeyi sağlamıyor...
Uzmanlar bu durumu şöyle açıklıyor:
Yetişkin nüfusun her yıl yüzde 1 ila 5’i yüz kemiğindeki boşlukları dolduran sinüslerin iltihaplanması anlamına gelen sinüzite yakalanıyor.
Ağrı ve yüksek ateşle seyreden rahatsızlığın tedavisinde sık sık antibiyotiklere başvuruluyor.
Genellikle doktorlar, bir haftadan uzun süren sinüzit şikayetlerinde hastalığın bakteriyel olduğunu düşünerek antibiyotik yazıyor.
2 bin 600 kişi üzerinde yapılan araştırmaysa, hastalığın süresinin hastanın antibiyotiklere olumlu tepki vereceği anlamına gelmediğini ortaya koydu.
Bununla birlikte uzmanlar, araştırmanın hiçbir sinüzit hastasının antibiyotiklerle iyileşemeyeceği anlamına gelmediğini vurguluyor.
Ancak yan etkileri ve bağışıklık sisteminin direncini düşürmesi nedeniyle her hastaya, özellikle de şikayetlerin başladığı ilk günlerde bilinçsizce antibiyotik yazılmaması gerektiğini belirtiyorlar.
‘Sinüzit şikayetine antibiyotik yazılmamalı’
Seks hakkında bilmek istediğiniz herşey

“Ne nedir, neden olur? Peki niye öyledir?” gibi seksle ilgili sorularınız mı var? İste sorularınızın yanıtları. Aklınızda soru işareti kalmasın!
Cinsel yaşam, insanlığın en karanlık kalan yanlarından biri. Utanç duygusuyla korkuların birleşimi, cinselliğin her tür gerçek dışı söylentiyle birleşmesine neden oluyor. Kulaktan dolma bilgiler, uydurulmuş öyküler, cinsellik bir sır gibi fısıldandığı sürece, gerçeğin yerini alıyor.
İşte size gerçek bilgiler... Belki, merak edip soramadığınız, belki yalan yanlış bilgiler yüzünden yanlış bildiğiniz soruları derledik.
G noktası nerededir?
Yüzyılın en önemli keşiflerinden birinin adı “G noktası”. 1940 yılında Alman jinekolog Dr. Ernst Granfenburg tarafından adı konulan bu nokta, daha doğrusu alanın, kadının en erojen bölgelerinden biri olduğu iddia ediliyor. Vajina duvarında, yaklaşık 5 cm derinlikte bulunan ve bir noktadan çok bir alan diyebileceğimiz G noktasının orgazmı kolaylaştırdığı söyleniyor. Niye bir söylenti gibi aktardığımıza gelince; bu bölgeyi bulmak için, Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfederken harcadığı enerjiyi gözden çıkarmalısınız. Çünkü, Kutup Yıldızı’nın gökyüzündeki yerini bilmeniz, onu her gece gökyüzünde görebileceğiniz anlamına gelmez. Partnerinizle birlikte bu duyarlı bölgeyi bulmak için çeşitli pozisyonlar deneyebilirsiniz.
G noktası sadece kadınlara özgü bir erojen bölge midir?
Erkek de kadının uyarıldığı bölgelerden uyarılabilir. Örneğin göğüs uçları, kulak içleri, ense, kadında da erkekte de ortak erojen bölgelerdir. Erkeklerde, kadınlardaki G noktasına karşılık gelen bölge, testislerle anüs arasında bulunur. Erkeklerin G noktasını bulmak kolaydır. Ancak, çoğu zaman erkekler anüslerine yakın dokunulmasından hoşlanmadıklarından, buna izin vermeyebilirler.
Penis, gerçek büyüklüğüne ne zaman ulaşır?
Erkek cinsel organları, 17 yaşında normal büyüklüğüne ulaşır. Erkekler, 10-13 yaşlarıda ergenlik dönemine girdiklerinde, penisleri de diğer organları gibi, gelişmeye ve büyümeye devam eder. Bu büyüme 17 yaşına gelinceye kadar sürer. Bir erkeğin ergenliğe girmesiyle, cinsel gelişimini tamamlaması aynı şey değildir.
Penisin normal büyüklüğü nedir?
İşte erkeklerin daha çok küçük yaşlardan itibaren cevabını aradıkları can alıcı bir soru. Bu normal ölçü arayışının başlıca sebebi, bu çıtanın altında mı, yoksa üstünde miyim kaygısı. Bu sorunun cevabı “Partnerini mutlu eden penis, normal penistir” diye verilebilir. Bütün penisler erekte olduğunda uzar. Ancak, daha matematik bir cevap istiyorsanız, 13-15 cm kadar diyebiliriz. Şimdiye kadar tıbbi kayıtlara geçen en uzun penisin 33,5 cm uzunluğunda ve 15 cm çapında olduğu belirtiliyor. Şunu söyleyelim; çok büyük penis insana sadece problem getirebilir. Neden derseniz; 1. Vajinadan daha uzun ve geniş bir penis, acı verebilir. 2. Penis büyüdükçe, ereksiyon zorlaşır.
Uzunluk mu önemlidir, genişlik mi?
Siz söyleyin, hangisi? Erkeklerin uzun penis takıntısını boşverin. Bakın Seks Terapisti Julie Gole ne diyor:
“Eğer ideal bir penis tasarımı yapabilseydik, bu kapı tokmağı gibi, “kısa ve kaim olurdu.”
Prezervatif kullanırken bebek yağı kullanılmalı mı?
Kayganlığı arttırıcı yağlar prezervatifi olumsuz etkileyebilir. Yağ bazlı vazelin, el kremi, dudak parlatıcısı, ruj gibi maddeler, prezervatifi zayıflatabilir. Bu tip ürünler kullanmak yerine özel hazırlanmış ve prezervatifle kullanılabileceği belirtilmiş maddeler kullanın. Ya da ön sevişme süresini uzatın.
AIDS, oral seksle bulaşır mı?
Olabilir. HIV virüsünün bazı vücut sıvıları ve kanla bulaştığı herkesçe biliniyor. Oral seks sırasında ağzınızın içindeki mikroskobik kesikler, dişetlerinizdeki küçücük bir yara virüsün vücudunuza girmesine neden olabilir. Sadece HIV değil, herpes virüsü ve pek çok cinsel hastalık, oral seks sırasında bulaşabilir.
Regl döneminde seks güvenli midir?
Hayır. Hamile kalabilirsiniz. Yoksa siz vajina içinde spermin 5 gün boyunca canlı kalabileceğini hâlâ öğrenemediniz mi? Regl döneminin tehlikesiz olduğunu düşünüp hamile kalmak çok acı bir sürpriz olabilir. Unutmayın, bazı kadınlar, cinsel ilişki sırasında bile yumurtlayabilirler!
Bazen seks neden acı verir?
Vajinal sıvının yeterli olmadığı durumlarda, eğer bir kayganlaştırıcı da kullanmadıysanız, doğacak tahrişlerden ötürü seks acı verebilir. Seks sonrası küçük ağrılar genellikle problem yaratmayacak cinstendir. Ancak, ağrı sürekli hale geliyorsa ve her birleşme sırasında ve sonra yineleniyorsa, mutlaka doktora görünün. Çünkü bu tip ağrılar vajinal kistlerin ve yaraların habercisi olabilir. Birleşme sonrası kaşıntı ve tahriş yaşıyorsanız, belki de meni alerjiniz vardır. Siz siz olun, işinizi şansa bırakmayın ve doktora görünün.
Klitoris seksten sonra neden hassaslaşır?
Klitoris, bir aysberge benzer... Yani göremediğiniz tarafları, gördüğünüzden çok daha fazladır. Erkeklerdeki penise benzer bir yapısı vardır. Seks sırasında içindeki kılcaldamarlar kanla dolar. Dokunulmaya karşı duyarlılığı artar.
Orgazm sonrası kendimizi neden daha iyi hissederiz?
Orgazm, damarlarımızdaki kan akışını hızlandırır ve dolaşımı canlandırır. Meditasyon kadar etkili bir rahatlama yöntemidir. Bungee Jumping yapmış birinin yere ayak bastığı andaki rahatlama hissini düşünün. Orgazm, biraz da buna benzer.
Menide kalori var mı?
Evet. Bir boşalımlık menide yaklaşık 25 kilojul vardır.
Neden meni bazen koyudur?
Eğer partnerinizin menisi koyuysa buna sevinin. Çünkü bilin ki, kendisini size saklamıştır. Erkeğin ilişki sıklığına bağlı olarak menisinin kıvamı değişir.
Kadınlar da boşalır mı?
Bu da çok tartışılan ve cevabı çok merak edilen bir konu. Kimilerine göre kadınların yüzde 40”ı erkekler gibi boşalıyor. Ancak, bunun normal vajina sıvısı mı, yoksa G noktasının orgazma katkısı mı olduğu konusu henüz kesin değil. 1988 yılında Slovakya’da yapılan bir araştırmada, kadınların G noktalarına baskı uygulanmış, sonuçta bazı kadınlarda bir boşalma görülmüş.
Neden penis bazen yana yatar?
Bazı durumlarda erekte olmuş penislerin, bir tarafa doğru yattığı görülür. Bu normal bir durumdur. Penisler de tıpkı diğer organlar gibi, her insanda farklı özellik gösterir. “Peyronie”s disease” adı verilen ve peniste nedeni belli olmayan hücre çoğalmasına sebep olan ağrılı bir hastalık da penisin çarpık durmasına neden olabilir.
Penis kırılabilir mi?
Evet. Ereksiyon halindeki bir penis, baskı altında kırılabilir. Çok ağrı verici olan ve doktor müdahalesine gerek duyulan bu durum, erkekler için çok ciddi bir sorun olabilir. Bu tatsız durumu yaşamamak için, dikkatli olmak da fayda var.
Erkekler orgazm taklidi yapar mı?
Evet. Ereksiyon olması ille de boşalacağı anlamına gelmez. Hatta belki başı ağrıyordur çok yorgundur ya da havasında değildir. Sadece sizi kırmaktan çekindiği için sizi geri çevirememiştir. Orgazmdansa orgazmı taklit etmeyi tercih edebilir.
Seks sırasında komik sesler mi çıkıyor?
Evet, kimi zaman böyle şeyler olabilir. Hatta gaz kaçırmak bile mümkün. Bunu seksin doğal sürecinin bir parçası olarak kabul edebilirsiniz.
İspanyol seksi nedir?
“French Kiss”ten sonra bu da ne oluyor?” demeyin. Çok özel bir tarafı yok. Normal bir ilişkiden farkı, erkeğin, kadının göğüsleri üzerine boşalması. Her duruma isim takmak ve bir millet patenti vermek isteyenlerin koyduğu öylesine bir isim kısacası.
Penis neden mavileşir?
Yüzüstü pozisyonda, penise daha fazla kan gitmesi, penisin mavileşmesine neden olabilir. Boşalma sonrası ya da ereksiyonun sona ermesi halinde, penis tekrar gerçek rengine döner. Eğer çok rahatsız oluyorsanız bakmayın. O rahatsız oluyorsa, bir doktora görünsün. En azından içi rahat eder.
Utanmayın, bağırsak kanserinden korunun
Kalın bağırsak kanserinin hastalık gelişmeden önlenebilen bir kanser türü olmasına rağmen, hastaların çoğunun makattan yapılan testi “namus meselesi” olarak gördükleri için hekime ileri evrede başvurdukları belirtildi.
Özel bir hastanenin Kalın Bağırsak Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Ayhan Kuzu, gelişmiş ülkelerde her yıl Mart ayında kalın bağırsak kanseriyle ilgili bilinçlendirme çalışmaları yürütüldüğünü söyledi. Türkiye’de de bu kanser türüyle ilgili halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Kuzu, sorumlusu bulunduğu merkezde bu yönde çalışma yürüttüklerini söyledi.
İnsan vücudunda görülen diğer kanserlerden farklı olarak kalın bağırsak kanserinde erken tanıyla tam şifa elde edilmesinin mümkün olduğunu kaydeden Kuzu, “Daha da önlemlisi, kalın bağırsak kanseri önlenebilen bir hastalıktır” dedi. Kalın bağırsak kanserinin ülkede hem kadın hem de erkekte sık görülen bir kanser türü olduğunu anlatan Kuzu, hastalığın kadında meme, erkekte ise akciğer kanserinden sonra görülme sıklığı en yüksek kanser türü olduğuna işaret etti. Kuzu, kalın bağırsaktaki “polip” denilen oluşumların kanserli yapıya dönüşmemesi için bunların temizlenmesinin çok önemli olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Tüm vücudu kaplayan deri gibi kalın bağırsağın da içini örten bir tabaka vardır. Bu tabakayı oluşturan hücrelerin çoğalması sonucu gelişen ve bağırsak kanalı içine doğru büyüyen kabartı ve şişliklere polip denir. Bu polipler zaman içinde büyürler ve bazılarında kanserleşme ortaya çıkar. Bu değişim 8-10 yılı bulur. Her polip kanserleşmez ama hangi polibin kanserleşeceğini bağırsaktan çıkarmadan anlamak mümkün değildir. Bu nedenle poliplerin kalın bağırsaktan çıkarılarak incelenmeleri gerekir. Kalın bağırsak kanserlerinin yüzde 90’ından fazlası polip zemininde geliştiği için bunların ihmal edilmemesi gerekir.”
50 yaşın üzerindekilerle ailesinde bağırsak kanseri veya polibi bulunanların yanı sıra, ülseratif kolit, crohn hastalığı, meme, yumurtalık ve rahim kanseri olanların yüksek risk grubuna girdiğini belirten Kuzu, “Kalın bağırsak kanserinin gelişmesi, ancak risk grubundakilerin taranmasıyla önlenebilir” diye konuştu.
TARAMA TESTLERİ ŞİKAYET YOKKEN YAPILMALI
Çoğu kalın bağırsak polibinin belirti vermediğini, bunların kalın bağırsağın radyolojik veya endoskopik incelenmesi sırasında tesadüfen bulunduğunu bildiren Kuzu, şunları söyledi:
“Tarama testleri hiç bir şikayet yokken, her şey normalken yapılmalıdır. Kalın bağırsak polip ve kanserleri, çoğu kez iyice büyüyene kadar belirti vermez. Tarama yöntemi, belirtisi olmayan bir hastada kalın bağırsak kanserine dönüşebilecek bir hastalığı ortaya koymak için yapılan bir veya daha fazla testi içerir. Tarama yöntemlerinin öncelikli amacı, kanser gelişmeden önce poliplerin tespiti ve çıkarılmasıdır. Böylece kanser gelişimi önlenmiş olur.”
Tarama testlerinin dışkıda gizli kan testi, sigmoidoskopi/kolonoskopi, bağırsak filmi ve sanal kolonoskopiyi kapsadığını ifade eden Kuzu, “Ülkemizde makattan yapılan tarama testi namus meselesi olarak görülüyor. Bu nedenle hastaların yüzde 95’i bundan kaçındıkları için ileri evrede hekime başvuruyor. Test yaptırmaktan utanmayın, kalın bağırsak kanserinden korunun” diye konuştu.
ERKEN TANIYLA TEDAVİ EDİLEBİLİR
Kalın bağırsak kanserinin erken tanıyla tam olarak tedavi edilebildiğini vurgulayan Kuzu, “Erken evrede yakalanan kalın bağırsak kanserinin tedavisinde sadece cerrahi müdahale yeterliyken, ileri evredeki kalın bağırsak kanserinin tedavisinde cerrahi müdahaleye ek olarak ilaç tedavisi (kemoterapi) ve ışın tedavisi (radyoterapi) gerekebilir” dedi.
Menopoz sonrasında kalp hastalıkları artıyor

Türkiye’de kadınlarda kalp hastalıklarında ciddi oranda artış olduğu, özellikle menopoz sonrasında kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığının erkeklere yakın düzeye geldiği belirtildi.
“Menopoz sonrasında kilo alma, kan basıncında yükselme, kandaki kolesterol değerlerinde artış gibi kalp hastalıklarına zemin hazırlayan önemli değişiklikler olabiliyor” diyen Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, kadının, kalp hastalığından ölüm riskinin, meme kanseri ve trafik kazasından çok daha yüksek olduğunu ifade etti. Tokgözoğlu, Türkiye’de kadınlarda 30’lu yaşlardan itibaren, diyabet, obezite ve hipertansiyon görülme oranının yükseldiğini de vurguladı.
Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, kalp damar hastalıklarının erişkinlerde birinci sırada gelen ölüm nedeni olduğunu söyledi. Kalp damar hastalıklarının daha çok erkeklerde görüldüğünü belirten Tokgözoğlu, son yıllarda çeşitli etkenlere bağlı olarak kadınlarda da ciddi oranda artış olduğuna dikkati çekti.
Tokgözoğlu, kadınlarda daha çok meme kanserinden korkulduğunu ancak kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin, trafik kazalarına ve meme kanserine bağlı ölümlerden çok daha fazla olduğunu kaydetti.
Kadınlarda, kalp hastalıklarının görülme sıklığının, genetik özellikler, kolesterol yüksekliği, obezite, hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıklara bağlı artış gösterdiğini ifade eden Tokgözoğlu, “Ortalama yaşam süresinin uzaması, hareketsiz yaşam tarzı, sigara kullanımı, beslenme biçimi ve stres gibi modern çağın olumsuz getirileri de önemli risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi.
“HASTA SAYISININ YÜZDE 7 ARTMASI ÖNGÖRÜLÜYOR”
Tokgözoğlu, Türkiye’de kadınlarda 30’lu yaşlardan itibaren, kalp hastalıklarına zemin hazırlayan diyabet, obezite ve hipertansiyonun görülme sıklığının arttığına işaret ederek, “Bu risk faktörlerinin artmasına bağlı olarak önümüzdeki 10 yıl içinde kalp damar hastası sayısının geçmiş yıllara oranla yüzde 7 kadar artmasını öngörüyoruz” diye konuştu.
Kadınların damar yapılarının erkeklere göre çok daha ince olduğunu belirten Tokgözoğlu, özellikle çok sigara içen kadınlarda damar daralmadığı halde damar yapısının bozulması nedeniyle kalp krizi riskinin söz konusu olabildiğini söyledi.
Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, kalp hastalığı bulunan kadınlarda stent, balon veya by-pass gibi tedaviler sonrası komplikasyon gelişme ya da damarların tekrar tıkanması riskinin erkeklere göre daha fazla olduğuna dikkati çekerek, “Kalp krizi geçiren kadınlarda ölüm oranı erkeklere göre daha yüksek. Kalp hastalıkları, kadınlardaki ölümlerin yaklaşık yarısından sorumlu ve tüm kanser ölümlerinin neredeyse iki katı” diye konuştu.
Tokgözoğlu, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 22 Avrupa ülkesinde 14 bin hasta üzerinde yapılan “EUROASPIRE” araştırma sonucuna göre, “Türkiye dahil tüm Avrupa’da, kalp hastalığı yerleşmiş kişilerde tansiyon, şeker ve şişmanlığın kadınlarda daha fazla olduğu belirlendi” dedi.
Araştırmada, kalp hastası olan kadınlarda stres ve gerginlik (anksiyete) değerinin erkeklere göre daha yüksek olduğunun tespit edildiğini belirten Tokgözoğlu, gerginlik değerinin kalp hastası kadında yüzde 44, erkekte ise yüzde 26 çıktığını söyledi.
“MENOPOZ SONRASINDA ARTIŞ GÖRÜLÜYOR”
Tokgözoğlu, kalp hastalıkları açısından 40’lı yaşlara kadar erkeklerin kadınlara göre en az 3-4 kat daha fazla yüksek risk altında olduğunu, ancak menopoz sonrasında bu farkın kapanmaya başladığını söyledi.
Kadınların, menopoz öncesi dönemde kalp ve damar hastalıklarından büyük ölçüde korunabildiğini belirten Tokgözoğlu, şunları kaydetti:
“Menopoz sonrasında kilo alma, kan basıncında yükselme, kandaki kolesterol değerlerinde artış gibi kalp damar hastalıklarına zemin hazırlayan önemli değişiklikler olabiliyor. Kadın, bu gibi nedenlerden dolayı, kalp damar hastalıklarına karşı daha savunmasız olabiliyor. Menopozdan önce kadında şeker hastalığı varsa, sigara kullanıyorsa ya da şişmansa, menopoz sonrasında kalp sorunu yaşama olasılığı daha da artıyor.”
“KADINLARDA FARKINDALIK ORANI ÇOK DÜŞÜK”
“Kadının, kalp damar hastalıklarına karşı farkındalığının az olmasına bağlı olarak hekime başvurma ihtimalinin de düşük olduğu” görüşünü savunan Tokgözoğlu, kadınlarda kalp hastalığının belirtilerinin erkeklere oranla daha silik olduğunu söyledi.
Tokgözoğlu, kadının kalp ve damar hastalıklarının belirtilerini menopoz bulgularıyla, yorgunlukla, stres ya da gerginlikle karıştırabildiğini belirterek, “Hekimlerin bile kadınlarda kalp hastalığı olabileceğini düşünülme ihtimali, erkeklere göre daha düşük oluyor” dedi.
Yaşam süresinin uzamasına bağlı olarak mevcut risk faktörlerinin görülme sıklığının da arttığını vurgulayan Tokgözoğlu, şöyle devam etti:
“Yaşam tarzını çok iyi programlamak lazım. Çocukluk döneminde damak tadı gelişmeden sağlıklı bir diyet alışkanlığı kazandırılmalı. Hastalık tanısı konulduktan sonra da çok geç olduğu düşünülmemeli ve hemen önlem alınmalı. Şişmanlık ve hareketsizlikten uzak durulmalı, ideal kiloya ulaşılmalı ve bu kilo korunmalı. Tercihan 5, en az 3 gün 20 dakika tempolu yürüyüş yapılmalı. Sağlıklı ve düzenli beslenme türü benimsenmeli. Doymuş hayvansal yağlar mümkün olduğu kadar az tüketilmeli, antioksidan içeren meyve ve sebze yenilmeli. Zeytin ya da ayçiçek yağı kullanılmalı. İşlenmiş ve hazır gıdalardan kaçınılmalı. Mümkün olduğunca lifli ve tahıllı besinler tüketilmeli, kepek ekmeği beyaz ekmeğe tercih edilmeli. Sakatatlardan uzak durulmalı. Fazla tuz tüketilmemeli, gençlikte tüketilen tuz bile ilerde kan basıncını etkiliyor, hipertansiyon eğilimi artıyor. Bu da kalp krizi riskini tetikliyor. Ara sıra yoğun diyetler yerine sürekli sağlıklı beslenme seçenekleri kullanılmalı ve bu artık yaşam biçimi haline dönüştürülmeli.”
Yanlış diyet saç döküyor

Prof. Dr. Alpınar yaptığı açıklamada, özellikle hanımların güzelleşmek uğruna neredeyse ölüm diyetlerine girdiğini, yanlış uygulanan diyetler nedeniyle pek çok kişinin saçlarından olduğunu belirtti.
Sağlıklı ve dökülmeyen saçlar için gıdalarda protein, çinko, B12 vitamini, folik asit ve bakır eksikliği olmamasına dikkat edilmesi ve sebze-meyve gibi yiyeceklerin bol bol tüketilmesi gerektiğini kaydeden Alpınar, “Bilinçsizce yapılan diyetlerin yol açtığı kansızlık, saçların güçsüzleşmesiyle birlikte hızla dökülmesine neden oluyor. Düzenli ve dengeli beslenme saç sağlığını korumak için birinci önceliği taşıyor” dedi.
Kerim Alpınar, bunun yanı sıra kalıtsal, hormon bozukluğu, mevsimsel şartlar, hava kirliliği, uygunsuz saç bakımı ve stres gibi faktörlerin de saç dökülmesine neden olduğunu dile getirerek, Türkiye’de her 100 kişiden 58’inin daha 38 yaşına gelmeden saçsız kalma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Alpınar, saç bakımında kullanılacak ürünlerin etkinliği ve güvenilirliğinin klinik deneylerle kanıtlanmış olmasının önemine işaret etti.
Bitkisel özlü ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Alpınar, sağlıklı bir saç için şu önerilerde bulundu:
Temiz ortamlarda bulunun.
Çok sigara içilen, kimyasal madde buharlarının bulunduğu ortamlar, saçları yıpratır ve sağlıksız kılar.
Saçların uzun süre güneş ışığına ve deniz suyuna maruz kalmaması gerekir. En azından bir şapkayla saçlar güneşten korunabilir. Denizden çıkar çıkmaz da duş almak gerekir.
Yağlı saçlar her gün bir kez, kuru saçlar ise iki günde bir yıkanmalı ve muhakkak çok iyi durulanmalı.
Zaman zaman da saç diplerinin zeytinyağı kullanarak beslenmesi de çok önemli. Zeytinyağı en kolay ulaşılabilir, basit ve etkili bir madde. Saç bakımı ile ilgili ürünlerde de zeytinyağının bulunması bu açıdan önemli.
Zeka küpü besinler!

Hangi besin beyne nasıl faydalı? İşte beynin çalışmasını artıran besinler. Zeka küpü bunlar.
Beslenme uzmanları, bilimsel araştırmaları inceleyip zeka gelişimine en çok katkı sağlayan gıdaları belirledi. İşte beynin çalışmasını artıran besinler...
Çilek: İçeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltıp, bunamayı geciktiriyor.
Bitter çikolata: Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.
Tahıl: Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.
Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor
Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.
Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.
Leziz tadları görünce dayanamıyor insan tabi ama sınırını da bilmek şart! İşte o sınır foto galerilerde. Tıklayın!
Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor.
Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.
Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.
Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.
"Odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini öneriliyor.
Uzmanlar yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyor. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenler "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" önerisinde bulunuyor.
Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar.
Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor.