
Kış aylarında üşüyen eller ovulmak yerine nefesle ısıtılmalı.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ferruh Ayoğlu, '''Kış aylarında el ve ayak donmalarında, donmuş kısımlar ovuşturulmamalı, nefesle ısıtılmalıdır'' dedi.
Yrd. Doç. Ayoğlu, soğuk havalarda donma tehlikesiyle karşılaşılabileceğini, vücut ısısının çok iyi korunmasının önem arz ettiğini söyledi. Donmanın tüm vücutta olabileceği gibi el, ayak, burun ve kulakta da gerçekleşebileceğine dikkati çeken Yrd. Doç. Ayoğlu, şunları kaydetti:
''Hava sıcaklığının düştüğü günlerde vücudun özellikle el ve ayak gibi uç kısımları donmaya karşı korunmalı. Sıcak tutucu çorap ve ayakkabı giyilmesi önem taşıyor. Ancak, parmakların hareket etmesini güçleştiren dar ayakkabıların yanı sıra kat kat giyilmiş kalın çoraplar kan dolaşımını engellediğinden donma olayı ayakta sık görülebiliyor. Kış aylarında el ve ayak donmalarında, donmuş kısımlar ovuşturulmamalı, nefesle ısıtılmalıdır. Ciddi lokal soğuk yaralanmalarında donmuş kısımlara soğuk ya da sıcak malzeme kullanılarak da müdahale yapılmamalıdır. Kışın sokakta kalan ya da evlerini çeşitli nedenlerden dolayı ısıtamayanlar için donma tehlikesi fazladır. Soğuk bölgelerde yaşayanlar da risk altındadır.''
Asla sıcak suya sokulmamalı
Yrd. Doç. Ferruh Ayoğlu, çevre ısısının kışın düşük olması dolayısıyla kaybolan vücut ısısını düzenleyen mekanizmalar yetersiz kaldığından donma tehlikesinin söz konusu olabildiğini, donmuş bölgenin kesinlikle sıcak suya sokulmaması ve ateşe yaklaştırılmaması gerektiğini kaydetti. Aşırı soğuklarda vücut ısısının çok iyi korunmasının sağlık problemleri yaşanmaması açısından önem arz ettiğine dikkati çeken Yrd. Doç. Ayoğlu, şöyle dedi:
''İklim değişikliği insan sağlığını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Soğuk günlerde ev ve iş yerlerinin sıcaklığının 21 derece civarında tutulmasına dikkat edilmeli. Mevsim şartlarına uygun giyinilmesi de yararlıdır. Güneşli havada, kış mevsimi olduğu gerekçesiyle üst üste kazak giyilmemeli ya da ince gömlekle dışarı çıkılmamalıdır. Vücut ısısının iyi korunması sağlık problemlerinin yaşanmasını engelleyecektir.''
Üşüyen elleri ovmayın, hohlayın
Sisli havalar astım hastalarını tehdit ediyor

Son günlerde yaşanan sisli havalar özellikle kronik astım ve bronşit hastalarını tehdit ediyor. Uzmanlar, astım hastalarını çok gerekmedikçe sisli havalarda dışarı çıkılmaması konusunda uyardı.
Uzmanlar, kış aylarının beraberinde getirdiği hava kirliliği ve soğuk havanın birçok hastalığı tetiklediğini belirterek, özellikle kronik astım hastalarının bu aylarda çok dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Isınmak için kullanılan kalitesiz kömürün yol açtığı hava kirliliğinin özellikle astım ve bronşit hastalarını olumsuz etkilediğini dile getiren uzmanlar, sisli havaların bu tür hastaları etkilediğini söyledi. Bu tür hastaların özellikle hava kirliliğinin arttığı akşam saatlerinde dışarı çıkmaması
gerektiğini vurgulayan uzmanlar, sisli havalarda ise kesinlikle astım hastalarının dışarı çıkmaması gerektiğini kaydetti. Hava kirliliğinin sadece astım hastalarını değil tüm insanları tehdit ettiğini dile getiren uzmanlar, kronik kalp, böbrek, karaciğer hastalarının da kirli havadan olumsuz etkilendiğini ve hastalıklarını ağırlaştırabildiğini ifade etti.
Yüz felcine dikkat

Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, kış aylarında yüz felci riskine karşı uyarılarda bulundu.
Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulguların yüz siniri felcinin belirtisi olduğunu söyledi.
Uzm. Dr. Gül, soğuk havalarda karşılaşılan sağlık sorunları arasında yüz felcinin de bulunduğunu bildirdi.
Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusunun yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması veya kaybolması olduğunu ifade eden Uzm. Gül, ''Gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulgular yüz siniri felcinin belirtisidir. Yüz felci, yüzün kaslarını uyaran sinirlerde ortaya çıkmakta. Bu durumda ağızda ve yüzün değişik yerlerinde kaymalar meydana gelmekte'' dedi.
Toplumda en sık görülen yüz felci sebebi olan ve ''Bell paralizisi'' adı verilen bu durum, yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap ve ödem oluşmasıyla gelişmekte olduğunu bildiren Uzm. Dr. Gül, şunları kaydetti:
''Yüz çok fazla soğuğa maruz kalan bir bölgedir. Soğuk ve rüzgar da yüzdeki virüsleri tetikler ve yüzdeki sinir uçlarında ödem oluşturabilir.
Yüz felci tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle yüz felci bulguları olan hastalar hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar. Bu hastaların büyük çoğunluğu tedaviyle iyileşmektedir.''
YÜZ FELCİNDEN KORUNMA YOLLARI
Vücut direncini düşüren rahatsızlıklar, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonun yüz felcinin tedavi süresini uzatmakta olduğu gibi hastalığa kaynak oluşturduğunu anlatan Dr. Gül, bu tip hastalıkları olanların özellikle beslenmelerine dikkat ederek, tedavilerini aksatmamaları gerektiğini bildirdi.
Uzm. Dr. Gül, korunma yöntemlerini şöyle sıraladı:
''Soğuk ve rüzgarlı havalarda yüzü mutlaka sert hava akımından korunmak gereklidir. Kar maskesi, atkı takarak yüzün rüzgarla temas önlenmelidir. Cereyan yapacak şekilde pencereler açık bırakılmamalıdır. Soğuk hava, soğuk günlerde dışarı çıkılırken mutlaka yüz ve başı soğuktan koruyacak şekilde şapka, şal ve atkı kullanılmalıdır. Banyo sonrası saçlar tam kurutulmadan dışarı çıkılmamalı, rüzgara karşı durulmamalıdır.
Çok soğuk havalarda, özellikle erkekler tıraş olduktan sonra en az 10 dakika bulundukları ortamdan çıkmamalıdırlar. Tıraş, sıcak ya da soğuk suyla değil, ılık suyla olunmalıdır. Ayrıca havalar çok soğuk olmasa da rüzgara maruz kalmamak için otomobil kullananların da camlarını açmaması önemlidir.''
SAKIZ ÇİĞNEMENİN ÖNEMİ
Yüz felci olan hastaların, sağlık kuruluşuna gitmelerinin yanı sıra hekimlerce verilen tedavi ve önerilere uymaları gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Gül, ''Tedavide yüz egzersizleri de çok önemlidir. Yüz felci hastaları, yüz kaslarına masaj yapmalı, sıcak uygulamalı ve bu kasların hareket etmesini sağlamak için sakız çiğnemeli. Özellikle uzun süren yüz felçlerinde yüz kasları hareketsizlikten güçsüzleşirler ve daha sonra yüz siniri çalışsa bile yüzde asimetri ve güç kaybı olabilir. Hastanın kendi kendine uygulayabileceği masaj ve sakız çiğneme dışında fizik tedavi uygulanması da hekimin gerekli gördüğü durumlarda önerilebilir'' dedi.
Diyabetlilere soğuk hava uyarıları

Kış aylarında diyabet hastalarının beslenme düzeninden spor aktivitelerine; tatil mekanı seçiminden vücut bakımına kadar biri çok konuya daha fazla dikkat etmesi gerekiyor.
Hava sıcaklığının düşmesi, günlerin kısalması ve aktivite azalması nedeniyle vücudun kalori harcaması ve buna bağlı olarak da metabolizma hızında azalma oluşur. Daha aktif olunan yaz aylarında kan şekerinin normal olmasını sağlayan diyet ve ilaçlar, kış aylarında aynı dozda alınmasına rağemen daha az etkili olabilir. İnsan vücudunun kış aylarında vücut ısısını koruyabilmek için metabolizmasını yavaşlattığını, bunun da kan şekeri ayarının bozulmasında bir etken olduğunu söyleyen Etiler Memorial Polikliniği İç hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Görgülü, “Bu dönemde hastalar kan şekerini bir dönem için daha sık kontrol etmeli, diyet ve tedavide oluşabilecek değişiklikleri hekimine danışmalıdır” diyor.
Kışın kan şekerinde dengesizlik olabileceğinin altını çizen Dr. Murat Görgülü, “basit birkaç önlemle kış aylarını rahat geçirmek mümkün” diyerek şeker hastalarının kış mevsiminde dikkat etmesi gereken konular hakkında ipuçları verdi:
BESLENMENİZE ÖZEN GÖSTERİN
Hastalarımız uzun süre aç kalmamalı, bir kerede çok fazla yemek yememelidirler. Gerek insülin, gerekse oral olarak şeker düşürücü ilaç kullanan hastaların bu ilaçların etkilerinin maksimum olduğu dönemlerdeki ara öğünlerini atlamamaları çok önemlidir. Azalmış aktivite ve buna bağlı olarak öğün saatlerinin aksatılması, hastalarda “hipoglisemi” denilen şeker düşüklüğüne neden olabilir. Bu durum, diyabet hastaları için çok tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinden; uzun yürüyüş, yolculuk gibi durumlarda ara öğünlerin aksatılmaması için yanlarında yiyecek taşımalıdırlar. Uyku saatine ve süresine dikkat edilmeli, alkol alımı da kan şekeri ayarını bozacağından alkolsüz ve şekersiz sıvı gıdaların tüketimine önem verilmelidir.
TURUNÇGİLLERE VE TATLIYA DİKKAT
Kış mevsiminde hastalarımız için sıkça karşılaşılan bir durum da, evde kalma süresinin artması ile birlikte özellikle karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve özellikle portakal, mandalina gibi turunçgillerin fazlaca tüketilmesidir. Ölçülü yenildiklerinde vitamin ve enerji deposu olan bu meyveler fazla tüketildiğinde kan şekerinin ayarını bozabilir. Kış meyvelerini yerken öğünlerde ve ara öğünlerde kalori değerleri göz önüne alınarak doktor tavsiyesine göre tüketilmesine özen gösterilmelidir.
Uygun miktarda yenildiğinde büyük yarar sağlayan diğer meyveleri de çok miktarda tüketirsek kan şekerimizde yüksekliğe ve buna bağlı rahatsızlıklara yol açabilir. Kışın lezzetli yiyeceği tatlılar da maalesef kan şekeri ayarını bozan yiyecek gruplarından biridir; ancak şekersiz üretilmiş, diyet, yağsız sütten yapılmış tatlılar doktor kontrolünde yenebilir. Bunda da aşırıya kaçmamak gereklidir çünkü bu ürünlerde bildiğimiz normal şeker olmasa da (meyve şekeri) fruktoz, gibi daha düşük kalorili şekerler ve tatlıların yapıldığı besinlerin kalorileri vardır. En iyisi bu ürünleri hiç tüketmemektir.
AYAK SAĞLIĞINIZI KORUYUN
Kış aylarında ayak bakımı da çok önemli bir konudur. Kışın çorapsız ayakkabı ve terlik giyme alışkanlığı, şeker hastalığına bağlı olarak duyu azalması ve damarlarda daralmalar oluşabileceğinden, ayaklarımızda yara açılmasına neden olabilir. Bu yüzden kışın da; rahat kesimli, ortopedik tabanlı, iç astarlı ayakkabı ve yumuşak, sıkmayan çorap giyilmelidir. Ayaklar her gün yıkanıp, herhangi bir yara ya da renk değişikliği var mı diye her gün kontrol edilmelidir.
Soğuk ve taşlık kesimde çıplak ayakla dolaşmamalıdır, özellikle diyabetik nöropati gelişmiş hastalar ayaklarında sürekli üşüme hissi olacağından soba ve diğer ısıtıcılara ayaklarını yakın ve uzun süre tutmakta bu da ayak yanıklarının kışın fazlaca görülmesine yol açmaktadır. Bu konuya özellikle dikkat edilmelidir. Ayaklar ve bacaklarla birlikte vücudun diğer bölgeleri böcek ısırmalarına karşı korunmalıdır, bu ısırık bölgeleri enfeksiyon kaynağı olabilir.
UZUN SÜRE SOĞUĞA MARUZ KALMAYIN
Kış aylarında aşırı soğuklardan korunmak önemli bir konudur. Şeker hastalığına bağlı olarak duyu kusuru oluşmuş hastalarda dış ortamda ya da çalışırken uzun süre soğuğa maruz kalma nedeniyle özellikle; el, burun gibi uç organlarda soğuğa bağlı ülserler gelişebilir. Soğuğa bağlı olarak metabolizma hızında değişikliler oluşabilir; hastaların dış ve iç ortama uygun giysiler ve mutlaka yünlü ya da pamuklu giysileri tercih etmesi önerilir.
TATİL MEKANI DA UYGUN OLMALI
Diyabetik hastalar kış tatilleri için çok fazla soğuk ve yağışlı olmayan, ulaşımın rahat olduğu, sağlık merkezlerinin yakın olduğu bölgeleri tercih etmelidirler. Özellikle kayak yapmak isteyen diyabetik hastalar, ayaklarını travma ve soğuğa karşı çok iyi korumalı ve her gün kontrol etmelidir. Tatil süresince diyete de çok dikkat edip, gerekirse durumlarına uygun menü hazırlanmasını sağlamalıdırlar.